Site İçi Arama
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
22 Kasım 2008, 00:46:56
3688 Mesaj 1366 Konu Gönderen: 16257 Üye
Son üye: Emir1970

Kalite Kontrol Portalı | Forum  |  Genel  |  Mühendislik  |  Kimya Mühendisliği  |  KİMYA MÜHENDİSLİĞİ TANIMI « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: KİMYA MÜHENDİSLİĞİ TANIMI  (Okunma Sayısı 3783 defa)
barkın
Uzman
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 422


barkin@kalitekontrol.org barkin_to@yahoo.com
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« : 09 Ağustos 2006, 14:50:58 »


Kimya mühendisliği, temel olarak kimya bilimi ile matematik, fizik, biyoloji ve ekonomi bilimlerini kullanarak önemli endüstriyel, teknolojik ve çevresel problemleri çözümleyen bir mühendislik dalıdır.
Mühendislik eğitimi almak isteyen kişilerin iyi bir matematik alt yapısına sahip olmaları gerekmektedir. Kimya mühendisliği disiplinler arası çalışmayı gerektiren bir yapıya sahiptir ve matematik, kimya ve fizik bilimlerine ilgi duyan kişiler için bulunmaz bir mühendislik dalıdır.
Kimya mühendisliğinin 1950’li yıllarda AIChE (Amerikan Kimya Mühendisliği Enstitüsü) tarafından yapılan tanımı şöyledir:
“Kimya mühendisliği mühendislik mesleğinin bir kolu olup, maddelerin fiziksel ve kimyasal değişimlerinin yer aldığı, üretim işlemlerinin uygulama ve gelişimi ile ilgilenir. Kimya mühendisinin görevi, içlerinde fiziksel ve kimyasal değişimlerin yer aldığı cihazların projelendirme, yapım ve çalıştırılmasından ibarettir.”
1970-1980’li yıllarda tekrar şekillendirilen kimya mühendisliği tanımı şu hale gelmiştir:
“Maddeyi fiziksel ve kimyasal değişimlere uğratan cihazları ve özellikle değişimlerin (bileşim, hal ve enerji değişimleri) kendilerini mühendislik, ekonomi ve insan ilişkileri yönlerinden inceleyen bilim koluna kimya mühendisliği adı verilir.”
2000’li yılların tanımı ise aşağıdaki şekildedir.
“Kimya mühendisliği, malzemelerin kimyasal yapılarının, enerji içeriklerinin veya fiziksel hallerinin değişime uğradığı proseslerin geliştirilmesi ve uygulanması ile ilgilenen engin ve çok yönlü bir mühendislik dalıdır.”
Temel olarak iyi bir kimya mühendisi kimya ilmini, mühendislik disiplini, matematik, fizik, biyoloji ve bilgisayar bilgileri ile birleştirebilmelidir.
Kimya Mühendisliği ile ilgili olarak 27 Eylül 2001 tarihinde Avustralya'nın MELBURN kentinde düzenlenen 6. Dünya Kimya Mühendisliği Kongresi'nde kabul edilen bildirgede Kimya Mühendisliğinin yeni dönemdeki tanımı iyi bir şekilde vurgulanmıştır..
« Son Düzenleme: 11 Eylül 2006, 12:03:03 Gönderen: barkın » Logged

ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali

Logged
barkın
Uzman
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 422


barkin@kalitekontrol.org barkin_to@yahoo.com
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« Yanıtla #1 : 09 Ağustos 2006, 14:51:52 »

Dünya çapında kimya mühendislerini temsil eden yirmi organizasyonun temsilcileri olan bizler aşağıdaki bildirgeyi imzalıyoruz.

21. yüzyıla girerken, kimya mühendisliğindeki bizler, becerilerimizi yaşamın kalitesinin mükemmelleştirilmesi, iş istihdamının arttırılması, ekonomik ve sosyal gelişmenin ilerletilmesi ve sürdürülebilir gelişmeyle çevrenin korunması için kullanmaya çalışacağımıza dair daha önceki sözümüzü yeniliyoruz.

Kimya Mühendisliği, dünyanın her yerinde, insanların hayatını mükemmelleştirmek amacıyla bilimin prensiplerini teknolojiler geliştirmek ve sağlamak için kullanmaktadır. Mineraller, metaller, seramikler, polimerler, kağıt ve kompozitler gibi malzemeleri sağlayan kimya mühendisliğidir. Gıdaların üretimi ve işlenmesi ve suyun tasfiyesi kimya mühendisliğine dayanmaktadır. Dünyadaki insanların sağlıklarının daha iyi olmasını kimya mühendisliği aşılarla, ilaçlarla ve biyoteknoloji ile sağlamıştır. Barınma giyim, ulaşım ve bilişim teknolojilerinin hepsi kimya mühendisliğine dayanmaktadır. Bizler toplumun dayandığı enerji kaynaklarını geliştirmekte ve dağıtmaktayız.

Toplumun ihtiyaçlarını karşılarken, kısıtlı kaynakları en iyi şekilde değerlendiren, yeni ve ucuz ürünleri ve enerjiyi verimli kullanan süreçleri tasarlamaya söz veriyoruz. Toplum için ürünlerin geliştirilmesi, üretimi, kullanımı ve sonunda bertaraf edilmesi sırasında atığın ve çevre üzerine olacak ters etkilerin yok edilmesini hedefliyoruz.

Artarak globalleşen toplumda, sürdürülebilir olmayan uygulamalardan kaçınmaya ve bunları engellemeye çalışırken, dünyanın artan nüfusunun toplu gereksinimlerini karşılamaya söz veriyoruz. İklim değişikliği ile ilgili ciddi durumun bilincindeyiz. İklim değişikliği ile ilgili karmaşık bilimin daha iyi anlaşılmasını teşvik ederken, aynı zamanda bunun etkilerini hafifletmek  için sağlam teknolojilerin geliştirilmesi ve uygulanmasına çalışmalıyız.

Dünyamızın karşı karşıya olduğu fırsatlar ve seçenekler ve bunlarda kimya mühendisliğinin oynayacağı roller açısından, toplum bilincini geliştireceğimize söz veriyoruz. Yeteneklerimizi, bilgimizi ve organizasyon becerilerimizi toplum refahının korunması için insanlığın devam eden iyileştirilmesinde kullanacağız. Mesleğimizi en yüksek etik standartlara uygun olarak icra edeceğiz. Ömür boyu süren mesleki gelişmeyi teşvik edeceğiz ve en kaliteli gençleri bu mesleği seçmek için özendireceğiz.

Bu bildiriyi, diğer üyelerimize, topluma hizmet etmekteki yükümlülükleri konusunda onların daha da kuvvetli bilinçlenmelerini sağlamak üzere götüreceğiz. Dünyamızın geleceğini şekillendiren endüstriler, hükümetler, üniversiteler ve diğer kurumlarla  da çalışmaya  söz veriyoruz.

Yirmi birinci yüzyılda, dünyamızın karşı karşıya olduğu imkanlarla yüzleşmeye çalışırken, hem mesleki sorumluluklarımızın ve hem de başkalarıyla birlikte çalışmamız gerektiğinin bilincindeyiz.
Logged

ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 422


barkin@kalitekontrol.org barkin_to@yahoo.com
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« Yanıtla #2 : 09 Ağustos 2006, 14:52:51 »

Kimyasal madde üreten veya kimyasal madde kullanarak üretim yapan tesislerin tasarlanması, kurulması ve işletilmesi alanlarında çalışan kişidir.
Kimya mühendisinin başlıca görevleri şunlardır:
•   Belirli bir kimyasal maddeyi veya ürünü en ekonomik şekilde üretmek amacıyla kurulacak işletmenin projesini hazırlamak,
•   Kurulacak tesis için gerekli araç ve gereç tipini belirlemek ve tasarımını yapmak
•   Tesisleri kurulma aşamasında denetlemek ve kontrolünü sağlamak,
•   Verimli ve kaliteli bir ürün elde etmek için üretim aşamasında ürünün kalite kontrolünün yapılmasını sağlamak , bunun sıklığı hakkında karar vermek,
•   Üretim için reçeteler hazırlamak, maddelerin karışım ve bileşim oranlarını tespit etmek ve bunların kontrolünü sağlamak ,
•   Üretim sırasında kullanılan yöntemin verimliliğini sürekli takip etmek , geliştirme faaliyetlerini yürütmek,
•   Ürünün kalitesini artıracak araştırma ve geliştirmeler yapmaktır.
Yeni mezun bir kimya mühendisi endüstrilerde aynı bir doktor gibi görev alarak endüstrilerde mevcut problemi çözmeye çalışır , daha iyi performans yakalamak için öneriler hazırlar , proses kalitesini artırır. Bu ortam yeni mezun bir mühendise deneyim sağlar. Deneyimler arttıkça yeni mezun mühendis fabrikaların inşasında, devreye alınmasında ve kontrolünde görev almaya başlar.
Kimya mühendisleri bazen yeni baştan bir fabrikayı yaparlar, bazen de bir fabrikanın üretimini artırmak üzere mevcut bir yapı üzerinde iyileştirme yaparlar. Bu çalışmalar sırasında farklı disiplinlerde yetişmiş ve farklı pozisyonlardaki kişilerle çalışırlar.
İyi bir kimya mühendisi olmak için ,
•   Üst düzeyde akademik yeteneğe ve sayısal düşünme gücüne sahip olunmalı ,
•   Bilimsel meraka sahip olunmalı,
•   Bir işi planlayabilme ve uygulamaya koyabilme gücüne sahip olunabilmeli
•   Kimyasal maddelere karşı alerjisi olmamalı,
•   Matematik,fizik özellikle kimya ve ekonomi ile ilgili ve bu alanlarda başarılı olmalı,
•   Sorumlu,sabırlı ve titiz kimseler olunmalıdır.

KİMYA MÜHENDİSLERİNİN ÇALIŞMA ALANLARI

Kimya mühendislerinin çalışma alanları çok geniştir. Bunlardan bazıları :
•   Endüstriyel tesisler ,
•   Laboratuarlar ,
•   Özel ve kamu proje büroları ,
•   İthalat-ihracat büroları ,
•   Petrokimya sektörü ,
•   Otomotiv sektörü ,
•   Gıda sektörü,
•   Çimento ve refrakter sektörü ,
•   Seramik sektörü ,
•   İlaç sektörü,
•   Tekstil sektörü ,
•   Boya sektörü ,
•   Cam sanayii,
•   Metal ve kaplama sanayii ,
•   Gübre sektörü ,
•   Lastik ve kauçuk sektörü,
•   Savunma sanayii ‘dir .
Kimya mühendislerinin bu sektörlerde sorumluluk aldığı bölümler şunlardır :
•   Araştırma-geliştirme,
•   Proses tasarımı ve optimizasyon,
•   Fabrika organizasyonu ve işletme ,
•   Kalite güvence , güvenlik ve çevre kalitesi,
•   Teknik satışlar , servis ve pazarlama,
•   Yönetim
Logged

ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 422


barkin@kalitekontrol.org barkin_to@yahoo.com
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« Yanıtla #3 : 09 Ağustos 2006, 14:58:41 »

bir çok Kimya Mühendisine sorulan sorudur?
YADA
 ''işiniz nedir'' diye soranlara
''Kimya Mühendisiyim'' dediğinizde
''hııım kimyager yani'' cevabını aldıgınızda açıklama yapmak istersiniz ve acıklamalarınız  o kadar çoktur ki ancak bazen öğlesine insanlarla çalışırsınız yada tanışırsınız ki açıklama bile yapmadan sadece tebessümle hiçbir şey olmamış gibi konuya devam edersiniz. Ben sadece temel mantığını yazayım.

Kimyager genelde bileşenlerin davranımları ile ilgilenir ve laboratuvarda az miktarda malzemeler ile çalışır. Kimya Mühendisi ise, laboratuvar çalışmalarını yararlı, ekonomik ürünlere dönüştürmek için gerekli prosesleri ve fabrikaları tasarlar ve bunu yaparken kimya bilgisini kullanır.
Logged

ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 422


barkin@kalitekontrol.org barkin_to@yahoo.com
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta
« Yanıtla #4 : 06 Eylül 2006, 17:43:18 »

Kimya sözcüğünün (Eski Mısır dilinde "kara" ya da "Kara Ülke") sözcüğünden türediği sanılmaktadır. Bir başka sav da khemeia (Eski Yunanca khyma: "metal dökümü) sözcüğünden türediğidir. Kimyanın kökenleri felsefe, simya, metalürji ve tıp gibi çok çeşitli alanlara dayanır. Ama kimya ancak 17. yüzyılda mekanikçi felsefenin kurulmasıyla ayrı bir bilim olarak ortaya çıkmıştır.

Mezopotamyalılar, Çinliler, Mısırlılar ve Yunanlılar çok eski çağlardan beri bitkilerden boyarmadde elde etmeyi, dokumaları boyamayı, deri sepilemeyi, üzümden şarap, arpadan bira hazırlamayı, sabun üretimini, cam kaplar yapmayı biliyorlardı. Eski çağlarda kimya sanatsal bir üretimdi. Daha sonra Antik Çağın deneyciliği, Yunan doğa felsefesi, Rönesans simyası, tıp kimyası gelişti. 18. yüzyılda kuramsal ve uygulamalı kimya, 19. yüzyılda organoteknik ve fizikokimya, 20. yüzyılda ise radyokimya, biyokimya ve kuvantum kimyası gibi yeni dallar ortaya çıktı.


Ünlü kimya tarihçisi Hermann Kopp, İS 300- 1600 arasını, soy (asal) olmayan metalleri soy metallere dönüştürecek filozof taşının ve insan ömrünü sonsuzlaştıracak yaşam iksirinin arandığı simya çağı; 1600- 1700 arasını ilaçların hazırlandığı iyatrokimya (tıp kimyası) çağı; 1700- 1800 arasını, yanma sürecinin araştırıldığı filojiston kimyası çağı; bundan sonraki dönemi ise nicel kimya çağı olarak adlandırmıştır. 16- 18. yüzyıllar arasındaki dönem yeniçağ kimyası olarak da tanımlanır.


Kimyanın kökeninin, yaklaşık olarak Hıristiyanlık çağının başlarında Mısır'ın İskenderiye kentinde biçimlenmeye başladığı kabul edilir. Eski Mısır'ın metalürji, boya ve cam yapımı gibi üretim zanaatları ile eski Yunan felsefesi İskenderiye'de bir araya gelerek kaynaşmış ve İS 400'lerde uygulamalı kimya bilgisi gelişmeye başlamıştır. Justus von Liebig'e göre simyacılar önemli aygıt ve yöntemler bulmuşlar, sülfürik asit, hidroklorik asit, nitrik asit, amonyak, alkaliler, sayısız metal bileşikleri, şarap ruhu (alkol), eter, fosfor ve Berlin mavisi gibi çok çeşitli maddeleri kullanmışlardır.


Hıristiyanlığın ilk yüzyılında Yahudi Maria olarak bilinen bir kadın simyacı çeşitli türde fırınlar, ısıtma ve damıtma düzenekleri geliştirmiş, simyacı Kleopatra ise altın yapımı konusunda bir kitap yazmıştır. Maria'nın buluşu olan su banyosu günümüzde de "benmari" adı altında kullanılmaktadır. 350- 420 arasında İskenderiye'de yaşayan Zosimos, simya öğretisinin en önemli temsilcisidir ve 28 ciltlik bir simya ansiklopedisi yazmıştır.


Roma İmparatorluğu ve Bizans İmparatorluğu'nda, daha sonra da İslam ülkelerinde kimya tekniğinde büyük ilerlemeler olmuş ve Aristoteles'in bütün maddelerin sonuçta dört öğeden (toprak, su, hava, ateş) oluştuğu ve bunların birbirine dönüştüğü biçimindeki kuramı İskenderiyeli ve daha sonra da Cabir, İbn Hayyan, Ebubekir el-Razi ve İbn Sina gibi Arap simyacılar tarafından geliştirilmiştir.


İbn Sina özellikle dönüşümle ilgilenmiş ve el-Fennü'l-Harmis nün Tabiiyat adlı kitabının mineralojiyle ilgili bölümünde mineralleri taşlar, ateşte eriyen maddeler, kükürtler ve tuzlar olarak dört gruba ayırmıştır. İbn Sina madde ve biçimin bir birlik olduğunu, doğa olaylarının açıklanmasında doğaüstü ve maddesel olmayan güçlerin etkisinin olmadığını söylemiş, kuramsal düşünceyi ve kavram üretmeyi öne çıkarmıştır.


Rönesans döneminde geçmiş yılların getirdiği kimya bilgisinin birikimiyle, tıp ve kimyasal üretim alanlarında uygulamalı kimya ortaya çıktı. Bu dönemde eczacılıkta inorganik tedavi maddelerinin kimyasal yöntemlerle elde edilmesine "kemiatri" (kimyasal tedavi) adı verildi. Kemiatrinin kimya temeline dayalı ilaç üretimi biçimindeki pratik amacının yanı sıra, hastalıklar ve madde alışverişi olaylarının kimyasal yorumu gibi kuramsal bir amacı da vardı. Bu kuramsal amaçla ilgili yönelime iyatrokimya denir. Günümüzde kemiatrinin karşılığı farmasötik kimya ve kuramsal biyokimyadır. İyatrokimyanın öncüsü olan İsviçreli hekim Paracelsus'a ( 1493- 1541) göre tuz, kükürt ve cıva, var olan bütün cisimlerin temel yapıtaşı olan beden, can ve ruhun karşılığıydı. Bu üçlü arasında denge bozulduğunda hastalık başlıyordu. Paracelsus midenin bir kimya laboratuvan olduğunu, özsuların yoğunlaşmasıyla hastalıkların ortaya çıktığını ve bu durumun ilaçla giderilebileceğini savundu ve farmakolojide kimyasal maddelerden yararlanılması yolunda çaba harcadı.


Johann Baptist van Helmontx(1580-1644) ve Johann Rudolph Glauber (1604-68), Rönesans kimyasının temsilcileridir. Suyun temel element olduğuna inanan van Helmont'un en önemli çalışmaları çeşitli süreçlerle gaz üretimini ilk kez açıkça gerçekleştirmesi ve deneylerinde teraziyi kullanarak kimyasal çalışmalara nicel özellik kazandırmasıdır. Glauber'in en büyük başarısı ise, yemeklik tuzu sülfürik asitle parçalayarak tuz asidi (hidroklorik asit) ve sodyum sülfat elde etmesidir. Sodyum sülfat dekahidrat günümüzde de onun adıyla Glauber tuzu olarak bilinir. Glauber ayrıca ilk kez metallerin tuz asidi içinde çözünmesiyle metal klorürlerin oluşacağını gösterdi. Simya 16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa'da derebeyi saraylarında giderek yayıldı ve bu durum, bilimsel kimya gelişene ve elementlerin birbirine dönüştüğü inancının sarsılmaya başlamasına değin sürdü.


17. yüzyılda kimyanın sanat ya da bilim olup olmadığı çok tartışıldı. Bu yüzyılda, çağdaş anlatımla, uygulamalı ve kuramsal kimya ayırımı vardı. Kemiatri, metalürji kimyası, madencilik ve demircilik kimyası uygulamalı kimyanın içinde yer alıyordu.


Kuramsal kimya ise betimlenebilen "tüm doğa bilimleri" anlamına gelen physica'nın içindeydi. Yeniçağdaki oluşum deneyimden (experientia) deneye {experimentum) doğru oldu ve deneyin doğa araştırmasındaki bilimsel önemi kabul edildi. Kimya zamanla simyadan ayrıldı ve eski çağların gizemli görüşlerinden uygulamalı kimyaya geçildi. Eski kimyada madde ve bileşikler yalnızca beklenen son ürün açısından önemliydi. Çeşitli reçeteler ise beklenen sonuca götüren bir araçtı. Eski düşünce ve bilgilerin doğruluk ya da yanlışlıklarının denetlenmesi ancak kimyasal tepkimelerin gözlenmesi ve tepkime sürecinin incelenmesiyle olanaklıydı.


Mekanikçi felsefe ile kimyanın etkileşimine en iyi örnek Robert Boyle'un çalışması oldu. İngiliz bilim adamı Robert Boyle 1661'de yayımladığı The Sceptical Chymist (Kuşkucu Kimyacı) adlı yapıtıyla Aristotelesçi görüşleri çürüttü. Böyle, kimyasal elementleri maddenin parçalanmayan yapıtaşları olarak açıkça tanımladı, ilk kez kimyasal bileşikler ile basit karışımlar arasında ayrım yaptı, kimyasal birleşmelerde özelliklerin tümüyle değiştiğini, basit karışımlarda ise böyle değişimlerin olmadığını söyledi; gazlar üzerinde yürüttüğü deneylerde gazların basıncı ile hacimleri arasındaki bağıntıyı belirleyen yasayı buldu ve ilk kez elementlerin ve bileşiklerin doğru tanımını yaptı. Böyle ayrıca havanın yanma olaylarındaki rolünü keşfetti ve havanın tartılabilir bir madde olduğunu söyledi.


18. yüzyılda kimyanın temel sorunu yanma olayının (ateş ruhlarının işlevlerinin) açığa kavuşturulması oldu. 17. yüzyıl ortalarına doğru maddedeki elementlerden birinin yanmaya neden olduğu ileri sürülmüş ama bu sav, ateşin maddesel bir cisim olamayacağı gerekçesiyle ünlü simyacı van Helmont tarafından reddedilmişti. Alman simyacı Johann Joachim Becher (1635-82) bu öneriyi daha sonra 1669'da yeniden gözden geçirdi ve terra pinguis olarak adlandırılan ateş elementinin yanma sırasında kaçıp giden bir nesne olduğunu varsaydı. Becher'in öğrencisi ve Berlinli bir hekim olan Georg Ernst Stahl ( 1660- 1734) bu nesneye "flojiston" adını verdi. Yanma olayına yanlış da olsa ilk kez bir bilimsel açıklama getiren flojiston kuramına göre yanıcı maddeler, yanıcı olmayan bir kısım ile flojistondan oluşur. Buna göre metal oksitler birer element, metaller ise kil (metal oksit) ile flojistondan oluşan birer bileşik maddedir. Metal yandığında eksi kütleli "plan flojiston bir ruh gibi ayrılır ve elementin külü (metal oksit) açığa çıkar. Küle yeniden flojiston verildiğinde de yeniden metal oluşur. Örneğin çinko oksit flojistonca zengin olan kömürle ya da hidrojen gazıyla ısıtıldığında yeniden çinko oluşur ve hafifler. Bir yüzyıl boyunca kimyaya egemen olan bu kuram element kavramına uygun olmamakla birlikte kimyanın bilimsel gelişmesinde çok büyük rol oynadı.


Cavendish, Priestley ve Scheele ise çalışmalarında karbon dioksit, oksijen, klor, metan (bataklık gazı) ve hidrojen gazlarını ayrı gazlar olarak tanımladılar. Cavendish ayrıca gazları yoğunluklarına göre ayırdı. İlk kez suyun bir element olmayıp oksijen ile hidrojenin bir bileşiği olduğunu kanıtladı. Bu çalışmaların da yardımıyla flojiston kuramı yıkıldı.


Aynı zamanda bir fizikçi olan Antoine-Laurent Lavoisier ( 1743-94) kimyanın babası sayılır. Lavoisier metal oksitlerinin daha önce Priestley ve Scheele'nin keşfettiği oksijen ile metallerin yaptığı bileşikler olduğunu kanıtladı, yanma ve oksitlenme olaylarının günümüzde de geçerli olan açıklamasını yaparak kimyada yeni bir çığır açtı. Kapalı kaplarda yaptığı deneylerde, kimyasal tepkimeler sırasında kütlenin değişmediğini saptayarak 1787'de kütlenin korunumu yasasını ortaya koydu.


Kimya'daki devrim yalnızca kavramlarda değil yöntemlerde de gerçekleşti. Ağırlıksal yöntemler duyarlı çözümler yapmayı olanaklı kıldı ve kütlenin korunumu yasasıyla nicel kimya dönemi başladı. Lavoisier'den sonra 1798'de Alman kimyacı Richter birleşme ağırlıkları yasasını, 1799'da gene Alman kimyacı Proust sabit oranlar yasasını ve 1803'te ingiltere'den John Dalton katlı oranlar yasasını geliştirdi. Gay-Lussac da Alexander von Humboldt'un yardımıyla öbür gazlarla tepkimeye giren bir gazın her zaman belirli hacim oranlarıyla birleştiğini buldu.


İtalyan fizikçi Amedeo Avogadro 1811'de, gaz halindeki pek çok elementin birer atomlu değil, ikişer atomlu oldukları ve aynı koşullar altında bulunan gazların eşit hacimlerinde eşit sayıda molekül bulunacağı varsayımını geliştirdi. Avogadro'nun bu varsayımını 50 yıl sonra, 1860'ta Stanislao Cannizzaro yasa düzeyine çıkardı.


19. yüzyılın başlarında ingiliz kimyacı Humphry Davy ve öteki bilim adamları, volta pillerinden sağladıkları güçlü elektrik akımlarını bileşiklerin çözümlenmesi ve yeni elementlerin bulunması çalışmalarına uyguladılar. Bunun sonucunda kimyasal kuvvetlerin elektriksel olduğu ve örneğin aynı elektrik yüklü iki hidrojen atomunun birbirini iteceği ve Avogadro varsayımına göre birleşerek çok atomlu molekülü oluşturmayacağı ortaya çıktı. 1859'da Alman fizikçi Gustav Kirchhoff ve kimyacı Robert Bunsen'in bulduğu tayf çözümleme tekniğinin yardımıyla da o güne değin bilinen elementlerin sayısı 63'ü buldu.


Elementlerin atom ağırlıkları ile fiziksel ve kimyasal özellikleri arasındaki bağıntıyı bulan Rus kimyacı Dimitriy İvanoviç Mende-leyev 1871'de ilk kez kimyasal elementlerin periyodik yasasını açıkladı. Mendeleyev'e göre hidrojenin dışındaki elementler artan atom ağırlıklarına göre bir sırayla düzenlendiğinde, bunlann fiziksel ve kimyasal özellikleri de bu sıraya göre düzgün bir değişim gösteriyordu. Ama bu düzgün gidiş kesintilerle birkaç sıra halindeydi ve bu sıralara periyot adı verildi. Mendeleyev'in tablosunda atom ağırlığı daha büyük olan bazı elementlerin ön sıralarda yer alması atom ağırlıklarının ölçüt alınamayacağını gösterdi. İngiliz fizikçi H.G. Moseley 1913'te X ışınımı yardımıyla elementlerin atom numaralarını saptadığında bu sıralamada atom numaralarının temel alınması gerçeği ortaya çıktı. Bundan sonra Mendeleyev'in tablosundaki boş olan yerler yeni keşfedilen elementlerle dolmaya başladı.


Wilhelm Röntgen'in 1895'te X ışınımını bulmasından hemen sonra Henri Becquerel 1896'da, uranyumdaki doğal radyoaktifliği keşfetti ve 1900'de fizikçi Max Planck kuvantum kuramını ortaya attı. Rutherford 19J9'da havadaki azotu, radyum preparat-lanndan salınan alfa taneciklerinin yardımıyla oksijene ve hidrojene dönüştürerek ilk yapay element dönüşümünü gerçekleştirdi.


August Kekule'nin 1865'te kurduğu yapı kuramının genişletilmesi sonucunda, bire-şimleme (sentez) ve ayrıştırma yoluyla pek çok yeni madde elde edilebildi. Bu kurama göre atomlar değerliklerine karşılık gelecek biçimde bileşikler halinde birleşirler ve her atomun belirli bir değerliği vardır. Kekule' nin bu açıklamalarından sonra kimyasal bileşikler yeni bir biçimde değerlendirilmeye başladı. Örneğin su (H2O) H-O-H, karbon dioksit (CO2) O-C-O, biçiminde gösterildi. Bu gösterimden bireşimleme kimyası çok yararlandı. Kekule ayrıca moleküllerin farklı özelliklerinin atomların birbiriyle yaptığı farklı bağlarla belirlendiğini kanıtladı ve kapalı formülü C6Ü6 olan benzenin halka biçiminde birleşmiş bir yapısı olduğunu çözdü. Yapı kuramına dayanarak varlığı düşünülen bileşiklerin bireşimsel olarak üretilebilmesine yönelik özel yöntemler geliştirildi; yapısı bilinmeyen doğal ya da yapay bileşiklerin iç yapılarını çözmek amacıyla da tam tersi bir yol izlenerek bunların yapılan sistemli bir biçimde ve aşamalı olarak parçalanarak bulundu. Kekule'nin buluşu aromatik karbon kimyasının hızla gelişmesini olanaklı kıldı. F. Wöhler, siyanür bileşikleriyle çalışırken üreyle formülü aynı olan amonyum siyanatı bireşimledi. Biri mineral, öbürü hayvansal kökenli olan her iki ürün de aynı elementlerin aynı sayıdaki atomlarından oluşuyordu. Bu buluşla izomerleşme olgusu ortaya çıktı ve inorganik kimya ile organik kimya arasındaki farklılık ortadan kalktı.


Kimya alanındaki çalışmalar sonraları maddelerin tepkime biçimleri, ısı etkisi, çözeltiler, kristallenme ve elektrolizle ilgili konulara yöneldi ve galvanizleme konularındaki gelişmelerden fiziksel kimya (fizikokimya) doğdu. Bu arada M. Berthelot termokimyanın temellerini attı. Raoult, W. Ostwald, van't Hoff, J. W. Gibbs, Le Chatelier ve S. Arrhenius fiziksel kimyanın gelişmesinde önemli rol oynadılar.


İtalyan bilim adamı Alessandro Volta'nın 1800'de iki metal levha arasına nemli bez ya da tuz çözeltisi koyarak elektrik akımı elde etmesi kimyada önemli gelişmelere neden oldu. Humphry Davy 1807'de özel olarak geliştirdiği Volta pilini kullanarak erimiş külden elektrik akımı geçirdi ve bu yolla önce potasyum adını verdiği elementi, sonra da sodadan sodyum elementini ayırmayı başardı. Bu da elektrokimya dalında önemli adımlar atılmasını olanaklı kıldı.


Çağdaş bilimin gelişmesiyle Sanayi Devrimi arasında yakın bir ilgi olduğu düşünülmekle birlikte, Sanayi Devrimi'nin anayurdu olan İngiltere'de bile bilimsel buluşların dokuma ve metalürji sanayisini doğrudan etkilediğini göstermek zordur, 18. yüzyılda bilim dikkatli bir gözlem ve deneyciliğin sanayide üretimi önemli ölçüde iyileştirebileceğini gösterdi. Ama ancak 19. yüzyılın ikinci yansından başlayarak bilim sanayiye önemli katkıda bulunmaya başladı; kimya bilimi anilin boyalar gibi yeni maddelerin üretilmesini olanaklı kıldı ve boyarmadde ile ilaç sanayisi hızla gelişen ilk kimya sanayisi oldu. 20. yüzyılda madencilik, metalürji, petrol, dokuma, lastik, inşaat, gübre ve gıda maddeleriyle doğrudan ilişkisi olan kimya sanayisi elektrikten sonra bilimin uygulamaya geçirildiği sanayiler arasında ikinci sırayı aldı. Yalnızca kimyanın değil, fiziğin de kimya sanayisine girmesiyle laboratuvarda elde edilen sonuçlann doğrudan uygulamaya sokulduğu kimya fabrikaları kurulmaya başladı. Bu süreçlerin denetlenmesinde çeşitli aygıtlara gerek duyulduğundan fiziksel kimyacılar ve fizikçiler kimya sanayisinde etkin olmaya başladı ve böylece kimya mühendisliği mesleği doğdu


ebru
Sr. Member
     Kimya'nın Tarihsel Gelişimi
« : Temmuz 06, 2006, 12:15:20 pm »
in katkıları ile...  Sırıtan
Logged

ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
mukela
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #5 : 04 Ağustos 2008, 02:26:48 »

arkadaslar merhaba.ben sunu soyleyebılırım rahatlıkla.kımya muhendısliği ve kimyagerlik tamamen farklı kavramlardır.bi kimya mühendisinin bu dalda kimyagerden üztün bir yanı asla olamaz(aynı üniversitede okuyan iki branş için).kimya muhendıslerının kımyagerlerden üretimdekı en buyuk üstünlüğü işletmecilik yapabilmeleri.kimyagerler bunun için işletmede yüksek lisans yapmalıdır.ancak benım merak ettgım konu şu; kimya muhendıslerının kımyagerlerden daha az kimya bilgilerine  sahip olmalarına rağmen kimya muhendıslerı kımyagerlerın yaptıgı herseyı yapabılır ama kımyagerler ısletme yapamaz.bunun dersını almıslardır saygı duyarım ama üretim aşamasında kimyagerlerden daha üst seviyede ve/veya aynı seviyede olmalarına anlam veremem.
Logged
mukela
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #6 : 04 Ağustos 2008, 02:36:07 »

bu türkiyenin gelişmemesinin ana sebebidir.ne basımıza gelen eğitimden sorumlu bakanlar ilgilenir bu konuyla nede bize eğitim veren hocalar.düzen böyle gelmiş böyle gider sanırım.avrupada tamirciler bile branslasmıstır.bırının bıldıgını dıgerı bilmez.hoby olarak öğrense bile usta gibi elini sürmez ciddi bir işe.türkiyede herkes her işten anlar.mühendislikle bilim adamlığını birbirine karıştııran bu eğitim ve bu üretim sistemi nereye kadar gider yada ne kadar gelişir.uyu türkiyeeeeeeeeeeeeeee.
ben kendi branşımda olan sapkınlığı yazdım sadece kımbılır bilmediğimiz neler vardır.
yanlışlık demedim sapkınlık dedim.çünki bu kasıtlı bişeydir.türkiyede cihaz üretimi elverişli olmadıgı için o imkanlar olmadığı için, kimya mühendislerinin özelde sadece yöneticilik yapması gerekirken rahatca oturmamaları içinmühendislere  kımyagerlık görevınıde yüklerler.çok işi bir kişi yapsın ki az maaş gitsin az gider çok gelir.bu yüzden türkiyede para dönmüyo enflasyon artıyor.zengin daha zengin oluyor.fakirin eline para geçmiyor.
ATATÜRK mezarında ne kadar rahattır acaba.
Logged
mukela
Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


Üyelik Bilgileri E-Posta
« Yanıtla #7 : 04 Ağustos 2008, 02:39:10 »

okuyan bir yetkili varsa.lütfen açıklasın
Logged
Sayfa: [1]
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:  




S 0 1 2 3 4 5  arsivtr.info NBA | Basketbol Euroleague Beko Basketbol Ligi |