Kalite Kontrol Portalı | Forum
Hoşgeldiniz,
Ziyaretçi
.Lütfen
giriş yapın
veya
kayıt olun
.
1 Saat
1 Gün
1 Hafta
1 Ay
Her zaman
Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Forum
Anasayfa
Dosyalar
Yardım
Ara
Takvim
Giriş Yap
Kayıt
08 Ocak 2009, 22:31:43
Kalite Kontrol Portalı | Forum
Kültür&Sanat,Eğlence,Spor
Edebiyat
Kitap Tanıtımları
KiTAP TANITIMLARI
Sayfa: [
1
]
2
3
4
Aşağı git
« önceki
sonraki »
Gönderen
Konu: KiTAP TANITIMLARI (Okunma Sayısı 7269 defa)
fersat
Üye
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 3
KiTAP TANITIMLARI
«
:
20 Temmuz 2006, 09:15:03 »
BÜYÜCÜ
John Fowles
“Ancak Marguis de Sade, Arthur Edward Waite, Sir James Frazer, Gurjieff, Madam Blavatski, Carl Gustave Jung, Aleister Crowlley ve Franz Kafka’dan oluşan bir ekibin tasarlayabileceği, ihtişamlı bir gerilimle örülmüş bir muammanın romanı.”
[Financial Times]
‘Büyücü’ varolmak ve öğrenmek üzerine düşsel, erotik bir roman; mitlerin, aşkın, korkunun, yalanın, ölümün, umudun gizemlerini yapıp bozan ve sürekli özü hedef alan bir roman; her alanda bir “John Fowles” romanı.
Random House’un 20. yüzyılda İngiliz dilinde yazılmış En İyi 100 Yapıt listesinde yer alan ‘Büyücü’, kişisel özgürlüğe ulaşmanın ve insanın kendini keşfetmesinin zorluklarına dair bir edebiyat şöleni...
Çağının yarı-entelektüel bunalımlarını geçirmekte olan, Oxford mezunu Nicholas Urfe, İngiltere’nin kasvetinden ve aşktan kaçmak için ücra bir Yunan adasına İngilizce öğretmeni olarak gider. Tek başına sıkıntılı günler geçirdiği, şair olduğuna dair hayallerinin de suya düştüğü bir sırada, gizemli milyoner Conchis ile tanışır.
Büyücü, insan zihninin labirentlerinde dolaşan metafizik bir eğlence trenidir adeta. Bu labirentlerde gerçeklikle sanrı arasındaki gri bölge kahramanımızca ihlal edilir. Birbiri ardına gelişen ürkütücü olayların, aşk ve ihanetin sonucunda Urfe başta kendi akıl sağlığı olmak üzere her şeyden şüphelenir duruma gelir.
Mitolojik öğelerle ve Shakespeare’in ünlü oyunu ‘Fırtına’ya çeşitli göndermelerin yapıldığı (Conchis/Prospero alegorisi gibi) hikayede John Fowles, savaşın acımasızlığını, kadın-erkek ilişkisinin doğasını, Tanrı ve özgürlük kavramlarını ustaca anlatımıyla irdeler.
Gerçek özgürlüğün ancak kendini tanımakla mümkün olabileceği savından yola çıkılarak hayallerle gerçek deneyimler arasındaki ilişkiler, Fowles’un Prospero’su Conchis tarafından bir dizi yanılsama, maske ve gösteriyle çarpıcı bir biçimde sahneye konur.
‘Büyücü’de, insanlığın karşı karşıya bulunduğu tehdit, Batı kültürünün duvarları arasına olduğu kadar insanın kendi bilincinin duvarları arasına da gizlenmiştir. Urfe gibi, içinde doğdukları kültürün sosyal yapılarınca dayatılan davranış kalıplarından uzak durma özgürlüğüne sahip olduklarını keşfeden bireylerin çabalarıyla varılabilecek yeni bir bilinç düzeyine yolculuktur bu...
Büyücü
Ayrıntı Yayınları, 681 sf.
Çeviren: Meram Arvas
Dizi: Edebiyat
«
Son Düzenleme: 08 Eylül 2006, 11:37:18 Gönderen: barkın
»
Logged
Logged
fersat
Üye
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 3
MASUMİYETİN AYARTICILIĞI - Pascal Bruckner
«
Yanıtla #1 :
20 Temmuz 2006, 11:14:03 »
MASUMİYETİN AYARTICILIĞI
Pascal Bruckner
Birkaç yüzyıllık bir zaman dilimi içinde, ekonomik, toplumsal, siyasal, dinsel anlamlarda tüm cemaat bağlılıklarını yadsıyarak yükselen, geçen yüzyıldan itibaren bireyi Tanrılaştıran, 20. yüzyılın sonuyla da hem sosyal devletin hem de ideolojilerin ve sosyal sınıf çatışkılarının, en azından görünürde gerilemesiyle son bağlarından da kurtulan Batılı insan, şimdi kendine inşa ettiği bu “özgürlük” tapınağında yalnız kalmanın acısını dillendiriyor.
‘Masumiyetin Ayartıcılığı’nda esas olarak Batı’ya, ama daha çok da Avrupa’ya odaklanarak, modernite içinde bireyin geldiği son noktayı irdeleyen Pascal Bruckner, ironik anlatımıyla Batılı erkek ve kadını hedef tahtasına oturtuyor. Bireyciliğin içinde bulunduğu aşamayı, başlıca semptomu edimlerin sonuçlarından kaçmak olan bir hastalık olarak değerlendiren yazar, teşhisini de şöyle dile getiriyor:
“Özgürlüğün sıkıntılarına katlanmadan nimetlerinden yararlanmaya kalkışmayı, masumiyet diye adlandırıyorum ben. İki yönde gelişiyor bu masumiyet: çocuksuluk ve kurbanlaşma.”
Sorumluluk üstlenmenin giderek mutsuzluğun kaynağı olarak algılandığı bir çağda, bu iki eğilimin de nasıl birer sorumsuzluk stratejisi oluşturduğunu medyadan toplumsal yaşama, siyasal olaylardan savaşlara, erkek-kadın ilişkilerine dek birçok sarsıcı, hatta tedirgin edici örnekle gösteriyor Bruckner.
Yüz yıldır Batı’nın yeni putu, yeni küçük aile Tanrısı olarak nitelediği “çocuk” etkenini, sürekli sürpriz ve sınırsız doyum ilkesine dayalı tüketim toplumuyla ve eğlence sektörüyle ilişkilendiren yazar, masumiyetin diğer ayağı olarak koyduğu “kurbanlaşma” başlığı altında, bir “küresel köy” haline gelmiş gezegende bireylerden halklara varıncaya kadar herkesin niçin bir kurbanlaşma stratejisi izlediğini, medyanın ve özellikle televizyonun haber üretme modelinin bu eğilimde oynadığı rolü inceliyor.
Bruckner, şeytanın avukatlığına soyunduğu bu eserinde “müzmin” sıradan insanla “müzmin” muhalife, üzerinde düşünüp kendilerini gözden geçirmelerini sağlayacak bir yığın soru yöneltiyor.
Masumiyetin Ayartıcılığı
Ayrıntı Yayınları, 288 sf.
Çeviren: Hamdi Tuncer
Dizi: Lacivert Kitaplar
«
Son Düzenleme: 28 Temmuz 2006, 13:39:19 Gönderen: fersat
»
Logged
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
GÖRÜNÜR DÜNYANIN EŞİĞİ
«
Yanıtla #2 :
20 Temmuz 2006, 14:05:24 »
GÖRÜNÜR DÜNYANIN EŞİĞİ
Kaja Silverman
“Silverman çetrefil olduğu kadar da etkili ve esin veren, vicdani sağlamlığa sahip bir etik duruşu dikkatimize sunmayı başarmış.”
[San Francisco Bay Guardian]
Önde gelen psikoanalitik kuramcılardan biri olan Kaja Silverman, öğrencilerinden birinin sorduğu bir soruyu yanıtlamak için çıkıyor yola: “Psikanalizin bir sevgi kuramı var mı?”
“Hem psikanaliz hem de son yıllarda psikanalize başvurulan çoğu tartışma içinde cinsellik, arzu ve saldırganlık çokça ele alınmıştı, ama sevgi, bu iki bağlam içinde de göze çarpmamıştı,” diyen yazar, ‘Görünür Dünyanın Eşiği’nde, sevginin hem psişik hem de siyasi alanda çok önemli bir rol oynadığını savunuyor.
Kendi bedenimizden farklı olan ve kültürel olarak hor görülen bedenleri sevme yolunda bize yardımcı olacak bir estetik model geliştirip; kültürde değişim sağlayabilecek bir idealleştirmenin nasıl olabileceğiyle ilgili bir yeniden düşünmeyi de bu modelin merkezine yerleştiriyor.
Kitabın adını Lacan’ın ‘Ecrits’de ayna evresini tanımlamak için kullandığı “ayna imgesi, görünür dünyanın eşiği gibidir” sözlerinden alıntılayan yazar, idealleştirme işleviyle sevginin yakından bağlantılı olduğundan hareketle kitabın “eşik” kısmında, var olan idealler sistemini tartışıyor; özdeşleşmedeki tek güçlü teşvikin idealleştirme olduğunu savunuyor. Aksi halde yok sayacağımız bedenleri hangi şartlar altında idealleştirip onlarla özdeşleşebileceğimiz konusu üzerinde duruyor.
Kitabın “Görünür Dünya” olarak adlandırdığı ikinci yarısında ise, görüş alanını oluşturan üç kategoriye odaklanıyor: Nazar, perde ve bakış.
Görünür Dünyanın Eşiği
Ayrıntı Yayınları, 334 sf.
Çeviren: Aylin Onacak
Dizi: İnceleme
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
GÖSTERİ TOPLUMU - Guy Debord
«
Yanıtla #3 :
20 Temmuz 2006, 14:06:37 »
GÖSTERİ TOPLUMU
Guy Debord
Yaşamını medyatik uygarlığın ötesinde, herkesten uzakta ve gizlice tamamlamış olan Guy Debord XX. yüzyılın ikinci yarısının en önemli şahsiyetlerinden ve kâhinlerinden biridir. Gösteriye katılmayı reddeden bir radikal entelektüeldir.
‘Gösteri Toplumu’ adlı kitabı yıkıcı olduğu kadar tarihe de direnebilmiş bir eserdir. 70’lerde yayımlandığında ‘aşırı’ tezleri nedeniyle ‘şok’ yaratmış, 80’lerde ise hayatın doğruladığı bir metin olarak kabul görmüştür.
Egemenliğini tüm dünyada çoktan kurmuş ve gündelik dile geçirmiş olan gösteri toplumunu ilk kez tanımlayan ve adlandıran Debord, kapitalist iktisadın ve meta dolaşımının uzantısı olarak nitelendirdiği gösteri egemenliğinin, sözümona sosyalist ülkelerde de var olduğunu; dünyanın yeniden tek bir pazar haline geleceğini ve bürokratik iktidarların da Amerikan tipi gösterinin hâkimiyeti altına gireceğini söylemiştir.
‘Gösteri Toplumu’nda tek kelimeyi bile değiştirme gereğini duymadan yıllar sonra kaleme aldığı ‘Gösteri Toplumu Üzerine Yorumlar’da mafya, terörizm, polis devleti gibi olguların nasıl gösterinin bir parçası haline geldiklerini sergiler. Gösteri toplumunda, kurtuluş vaatleri de gösterinin bir parçasına dönüşür, sahteleşir. Tüm dünya aynı gösterinin sahnesidir artık; hepimizin aynı gösterinin oyuncusu ve seyircisi oluruz.
Tarihsel bilgiyi yok etmek, özgürlük görünümü altında sansürü genelleştirmek, gösterinin vazgeçilmez ikizi olan terörizme girişmek, doğruyu bir yanlışlık an’ı yapmak, öznelliği silmek... gösteri toplumunun söylemini oluşturur. Bu umutsuzluk kitabı, hapishane halindeki bir dünyada yaşadığımızı gözlerimizin önüne serer.
Antikçağdan günümüze, zaman kavramında mekân kavramına, şehircilikten turizme ve kültürel tüketim soytarılığına kadar her alana uzanan gösteri toplumunun labirentleri arasındaki yolculuk kitabın ortalarında giderek dehşete dönüşür: Çıkış yoktur! (...) Yeni bir devrim, ancak, yabancılaşmalarının ‘bilinci’ne varmış özgür işçilerin iktidarı olan özerk işçi konseylerinin demokratik ve devlet-karşıtı örgütlülükleri sayesinde gerçekleşecektir, bürokratik olması ve işçi sınıfından kopması kaçınılmaz olan bir parti sayesinde değil.
Sartre’ın ‘durum’ kavramından, Lefebvre’in ‘Gündelik Hayat Eleştirisi’ adlı kitabından ve Lukacs’ın özne-nesne diyalektiği ve ‘şeyleşme’ kavrayışından yola çıkan Debord, gündelik hayatı, sanatsal ve pratik durumlar oluşturarak, bilinçli olarak düzenlenen ‘oyun biçimleri içindeki özgür eylemlerle dönüştürmeyi tasarlamıştır. Debord karamsardır! Karamsarlığın doruğunda yaşayan tüm devrimciler gibi gerçekçidir de... hakikati söyler!
Gösteri Toplumu
Ayrıntı Yayınları, 256 sf.
Çeviren: Okşan Taşkent, Ayşen Ekmekçi
Dizi: İnceleme
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
ÖLÜM VE ZAMAN - Emmanuel Levinas
«
Yanıtla #4 :
20 Temmuz 2006, 14:08:59 »
ÖLÜM VE ZAMAN
Emmanuel Levinas
Çağda fenomenolojiye etik alanından getirmiş olduğu önemli bir ton değişimiyle göze çarpan Emmanuel Levinas’ın 1975-76 akademik yılında vermiş olduğu derslerden oluşan ‘Ölüm ve Zaman’da, felsefe tarihinin Aristoteles, Platon, Kant, Hegel, Bergson gibi figürlerini okumasına ve özellikle Heidegger’in ‘Varlık ve Zaman’ adlı eserleriyle bir hesaplaşmasına tanık oluyoruz.
Heidegger bir yandan saatlerin ölçtüğü varsayılan nesnel bir zaman anlayışına karşı getirdiği, Bergson’un süre kavramında olduğu gibi, varoluşun kendine özgü zamansallığını ölümlülük koşulumuzla yakın ilişkisi içinde ele almış olmasıyla takdir edilirken, öte yandan da Dasein (or-da olan) çözümlemelerinde temel varlıkbilim tasarısı içinde kaldığı için eleştirilir.
Ölümün insani varoluşun “en kendisine has olasılığı” olarak görülmesi düşüncesi, ölüme yazgılı olmanın daha baştan bir kesinlik olarak bilinmesi, ölümün yol açtığı yokluğun daha baştan bir kesinlik olarak bilinmesi, ölümün yol açtığı yokluğun daha baştan ve daima varoluşun kendine özgü zamansallığını kaygı biçiminde kurması şeklindeki Heidegger düşüncesi burada enine boyuna tartışılır.
Heidegger ölümü, “ben’in ölümünden itibaren “kendi ölümüm” olarak betimlemekte, “ötekinin ölümü”nü özgün olmayan bir deneyim olarak ikincil duruma getirmektedir. Levinas ise ölümün yol açmış olabileceği kaygı biçimini, her ne kadar deneyimin terimlerine dirense de, esas olarak “ötekinin ölümü”nden türetmeye girişir.
Öteki’yle ilişkim, onun ölümü karşısındaki sorumluluğum ve onun yokluğunun ortaya çıkardığı soru, “yanıt yokluğu”, benim varlığa tutunma gayretimi (conatus) daha baştan tehdit eden “kendi ölümüm”ün olasılığından duygulanım açısından daha güçlü ve ondan daha özseldir. Öteki’yle ilişkim, asla “özdeş” olanın terimlerine (Aynı’nın Ötekisine) indirgenemeyecek, dolayısıyla bilmeye ve bilincin yönelimsel edimlerine direnen, asla bir eşzamansallıkta bir araya toplanamayacaktır; zamanın sonsuz olanla bir ilişki olduğu benim kendi ardışık zamansallığımdan. Levinas’ta varlıkbilimin terimleriyle bir varlık-olmayan olarak bile belirlenemeyerek bilmece niteliğini koruyan ölümden ve de artık kronolojik bir dizi içinde anların art arda gelmesinden ibaret olarak tasarlanamayacak yeni bir zaman düşüncesinden itibaren asla ödeşmiş olamayacağım bir sorumluluk doğar. Burada artık sonsuzluk düşüncesi varlıkbilimsel veya teolojik bir içerik kazanmış, temsil edilebilir bir ebediyet veya bir “öte dünya” tasarımı değildir; belki sadece bir ayrılma ve elveda (adieu) biçimine sahiptir.
Ölüm ve Zaman
Ayrıntı Yayınları, 156 sf.
Çeviren: Nami Başer
Dizi: İnceleme
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
GÖÇ, KÜLTÜR, KİMLİK - Iain Chambers
«
Yanıtla #5 :
20 Temmuz 2006, 14:10:35 »
GÖÇ, KÜLTÜR, KİMLİK
Iain Chambers
Hem gerçeklikte hem de mecazi anlamda göç, modernitenin temellerinin altını oyan ve onları sorgulamaya açan bir kavramdır. Küresel düzlemdeki insan göçleri modernitenin çekirdeği olan kent mekanını dönüşüme uğrattığı gibi ulus-devlet sınırlarını ya da Birinci Dünya ve Üçüncü Dünya gibi ayrımları da muğlaklaştırmakta ve eski açıklama kalıplarını geçersizleştirmektedir.
Kavramsal düzeyde ise bu sürece, farklı tarih ve hafızaların iç içe geçip harmanlanması, tekil kimlik kurgularının parçalanması ve dilin melezleşmesi eşlik etmektedir.
Bu gözlemlerden yola çıkan Iain Chambers, modernitenin gözlüğünden bakmakta ısrar eden toplumsal ve kültürel kurumların bu “hareketli” dünyayı anlamakta yetersiz kaldığı tespitini yapıyor. Bizi melez diller, dünyalar ve tarihler arasında gezdiren yazar, mekan ve kimlik anlayışımızın nasıl değiştiğini ortaya koyuyor.
Somut gözlemlerle kuramsal düşünümlerin yan yan yürüdüğü “denemelerden” oluşan bu metin, aynı anda hem parçalı hem de bütünsel bir yapı arz ediyor. Kültürel çeşitliliğin farklı mecralarında gezinirken, “öteki” ile tanışmanın ve anlaşmanın yeni yollarını keşfediyoruz.
Göç, Kültür, Kimlik
Ayrıntı Yayınları, 192 sf.
Çeviren: İsmail Türkmen, Mehmet Beşikçi
Dizi: İnceleme
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
MODERN DÜŞÜNCEDE KÖTÜLÜK - Susan Neiman
«
Yanıtla #6 :
20 Temmuz 2006, 14:12:44 »
MODERN DÜŞÜNCEDE KÖTÜLÜK
-Alternatif Bir Felsefe Tarihi-
Susan Neiman
Susan Neiman, ‘Modem Düşüncede Kötülük’ adlı bu kitabında kötülük sorunu üzerinden felsefe tarihinin farklı bir okumasını gerçekleştiriyor. Zira ona göre, modern düşüncenin esas yönlendirici gücü bu sorunda vücut bulmaktadır.
Öte yandan, dünyanın bir anlamının olup olmamasıyla kötülük arasında ne gibi bir ilişkinin bulunduğunun açığa çıkarılabilmesi için bazı sorulara verilen yanıtların izinin sürülmesi gerekli:
Doğal kötülüklerle ahlâki kötülükler arasında bir ilişki var mı? Doğal felaketler, ahlakdışı davranışların bir cezası mı? Çekilen ıstıraplar hak edilen bir cezanın sonucu mu? Kötülüğün kaynağı erdemsizlik midir? İlahi adalet er geç gerçekleşir mi? içinde yaşadığımız bu dünyaya, olası dünyaların en iyisi demek mümkün mü?
Sergilenen her türlü yaklaşım sonuçta kötülüğün dünyanın kavranışıyla ilgili bir konu olduğunu ortaya koyacaktır. Örneğin 18. yüzyıl Avrupalıları Lizbon depremini kötülüğün bir kanıtı sayarken günümüz insanından bir hayli farklı bir yaklaşım sergilemekteydiler. Leibniz’ten Hegel’e kadar pek çok filozof da kötülüğün var olduğu bir dünyanın yaratıcısını, bu sorular çerçevesinde haklı kılmaya çalıştı. Ne var ki, bu kadar çelişki ve acıyla dolu bir dünyayı kusursuz bir Tanrının yaratısı saymak ne kadar mümkün? Bu filozofların gösterdikleri çaba; Pope, Voltaire, Marquis de Sade gibi edebi kişiliklerin de hız vermesiyle umulanın tersine Tanrının gücünü zayıflattı. Artık, Nietzsche’nin savının dile gelme zamanıydı: Tanrı öldü! Dünyadaki mutsuzluğun ne kadarının Tanrının hatası, ne kadarının bizim hatamız olduğuna ilişkin bir tartışma olarak başlayan ahlâki ve doğal kötülükler arasındaki ayrım, bundan böyle daha da derinleşecekti. Neiman bugün bizlerin, kötülüğü insan zalimliğine ilişkin bir şey diye gördüğümüzü vurguluyor. Bunun en somut örneği olarak da Auschwitz bütün dehşet verici görünümüyle karşımızda durmakta. Lizbon depremi hakkında bıkkınlık yaratacak kadar çok laf edilmişken Auschwitz’in entelektüeller arasında tuhaf bir suskunluk yaratması da her şeyden öte, bu akıl almazlığın bir yansımasıdır esasta. Nitekim Neiman, kitabında gerçekleştirmeye çalıştığı alternatif bir felsefe tarihi inşa etme çabasında, son ahlâki kötülük saydığı Holocaust’a felsefenin verdiği cevabın peşini kovalar gibidir: Ahlâk, kötülüğü kavranır mı kılmalıdır, yoksa kavranır kılması bizi daha mı çaresiz hale getirecektir?
‘Modern Düşüncede Kötülük’, yaşam ve ölüm arasında acı içinde hayata anlam vermeye çalışan biz ‘modernler’ için nerede durduğumuzun iyi bir göstergesidir.
Modern Düşüncede Kötülük
Ayrıntı Yayınları, 394 sf.
Çeviren: Ayhan Sargüney
Dizi: İnceleme
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
GÜNDOĞUMUNA YOLCULUK - Julian Barnes
«
Yanıtla #7 :
20 Temmuz 2006, 14:13:58 »
GÜNDOĞUMUNA YOLCULUK
Julian Barnes
“Julian Barnes geleneksel zaman ve tür kalıplarını kırarken, düşüncelerden ve dilden karakterler yaratırken, gözlerini yalnızca gündoğumuna değil, okurun zekasına da dikerken onun evrensel İngiliz sesini Meksika’dan selamlamaktan memnuniyet duyuyorum.”
[Carlos Fuentes - New York Times]
İkinci Dünya Savaşı sırasında bir savaş uçağının içinde başlayan bir öykü Gündoğumuna Yolculuk. Saniyelerle sayılabilecek bir aralıkta gündoğumunu iki kez görebilen bir pilotun, Prosser’ın rehberliğinde çıkılan bir yolculuk bu.
Roman, aynı zamanda kahramanı Jean’in çocukluğundan yaşlılığına kadar hayatının izini sürüyor. Jean ömrü boyunca gerçeklerin peşine düşüyor ve sonunda aradığı yanıtları buluyor. Biz de onun çocukluktan ergenliğe geçişine, ardından kendi çocuğunu yetiştirişine tanıklık ediyoruz.
Arka planda İkinci Dünya Savaşı’nı yaşayan, sonrasında kendine gelmeye çalışan, yirmi birinci yüzyılda bilgisayarlarla insanların birebir iletişim kurmaya başladığı bir ülkenin, İngiltere’nin gelişimini de gözleme fırsatı buluyoruz. Bir zamanların üzerinde güneş batmayan imparatorluğunda çok katmanlı ve uzun soluklu bir yolculuğa tanık oluyoruz.
Julian Barnes az sayıda karakterin uzun bir zaman dilimine yayılmış öykülerini iç içe anlatırken, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgiyi belki biraz daha netleştirmeye, yaşamın anlamını çözme sürecini ortaya dökmeye çalışıyor. Bunu da kimi zaman Hurricaneler, kimi zaman da günümüz internetini andıran sistemler aracılığıyla yapıyor. Kullandığı araçlar ne olursa olsun, Barnes’ın hayal gücü okuru kavrıyor, fark ettirmeden etkisi altına alıyor.
Romanın ana karakteri Jean masumiyetini ve sevilesi özelliklerini yitirmeden olgun bir kadın olduğunda, mantığın ötesinde bir bilgeliğe erer. Mutsuz bir evliliği yıllarca yürüttükten, bir de çocuk sahibi olduktan sonra kocasını terk eden Jean, yüz yaşına geldiğinde, ölümle, dinle, intiharla ilgili temel sorulara memnuniyet verici olmasa da, kesin yanıtlar verebilecek durumdadır artık. Gizemli evrenin karşısında duyduğu huşudan ise hiçbir şey eksilmemiştir...
Gündoğumuna Yolculuk
Ayrıntı Yayınları, 222 sf.
Çeviren: Didem Atay
Dizi: Edebiyat
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
fersat
Üye
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 3
HINÇ AYLARI - Pascal Bruckner
«
Yanıtla #8 :
28 Temmuz 2006, 13:44:54 »
HINÇ AYLARI
Pascal Bruckner
Bir aşk ilişkisinde birbirimize tapınarak monotonluktan kaçınabilir miyiz? Erotizme sığınmak bıkkınlıktan kurtulmanın bir yolu olabilir mi? Pascal Bruckner bu romanında kahramanlarını Akdeniz’de, Marsilya’dan İstanbul’a doğru yol almakta olan bir yolcu gemisinde, bu üstü örtülü soruların etrafında bir araya getiriyor.
Tekerlekli sandalyeye mahkûm Franz, karısı Rebecca’yla yaşadığı ilişkiyi bir başka gemi yolcusu Didier’ye anlatır. Hem de ta en baştan ve ortak yaşamlarının en mahrem noktalarını da es geçmeden...
Ne erkeğin ne de kadının üstünlük sağladığı, yıkıcı bir tutkunun etrafında rollerin her daim değiştiği, sürekli bir yenilik arayışı içinde fazlasıyla dozu kaçmış bir cellat-kurban ilişkisi olarak gelişen bir birlikteliktir söz konusu olan. Franz’ın hikayesi, ilişkilerinin tekdüzeliğinden sıyrılıp beraberliklerine biraz heyecan katmak amacıyla yolculuğa çıkan Didier ile Beatrice’in de mahvına yol açacaktır.
Her biri, kendi geçmiş yaşamının şekillendirdiği algılama biçimlerinin esiri olan bu insanlar, yıkıcı duyguların pençesinde birbirlerine son derece zalimce davranabilmektedirler.
Franz ile Rebecca’nın bin bir badire atlatan ilişkilerinde artık icat edilecek bir yenilik kalmadığında ne olacaktır? Tutkuyla nefret arasındaki sıkı akrabalığın onları götüreceği son nokta nedir? Ancak kendimizden daha güçlü birine mi aşık olabiliriz? Huzur, bir aşk ilişkisinde tutkunun baş düşmanı mıdır?
Roman Polansky tarafından 1992’de ‘Acı Ay’ adıyla beyazperdeye de aktarılan roman, özel hayatın çıkmaz sokaklarına ve insan doğasının en karanlık kuytu köşelerine ayna tutuyor.
Hınç Ayları
Ayrıntı Yayınları, 224 sf.
Çeviren: Mustafa Balel
Dizi: Edebiyat
Logged
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
KAVUN UNUTMADAN - A. Aydın Kunt
«
Yanıtla #9 :
07 Ağustos 2006, 09:51:51 »
KAVUN UNUTMADAN
A. Aydın Kunt
Bir akademisyenin, bir mimarlık hocasının sarsıcı mizah yeteneği ve anılarını kullanarak çizdiği yarım asır evvelki İstanbul eskizi.
Hınzır bir Galatasaray Liselisi’nin, yatılı okul yaşamından ve Beyoğlu’ndan tarifsiz tatlar... Kadıköylü bir ufaklığın afacan gözlerine takılıp zihnine kazınanlar.
Yaşadığı devrin İstanbul’unu, özellikle Kadıköy ilçesini, belgesel niteliğinde betimlemeleriyle bezediği bu kitap, Prof. A. Aydın Kunt tarafından eskinin çok dinli, çok kültürlü yaşamına son bir selam sanki...
Yeniyetmeliğinde müzik, resim ve tiyatro kapılarından yetenekleri sayesinde elini kolunu sallayarak girdiği sanat dünyasını, bu dünyanın yakından tanıdığı simalarını, mimarlık eğitimine kadar yaşadıklarını, adres ve isim vererek sakınmadan tarif ediyor Aydın Hoca... Günlük yaşamındaki güler yüzü ve rafine diliyle.
Herşeyden önce, eski bir İstanbul ailesi mensubunun, yeni İstanbullulara, sevecen ama eleştirel bakışı bu eser.
Ailesini, dostlarını, yakınlarını ama özellikle de kendisini hedef alan mizah yüklü bu kitapta Kunt’un, 60’lı yaşlarında hala içinde yaşatabildiği haşarı çocuğu görebiliyorsunuz... Çünkü saklamıyor.
Linkleri Görebilmek için Üye Olmalısınız!.
Kavun Unutmadan
Kibele Yayınları, 350 sayfa
Dizi: Anı
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
İNSANLIĞI NASIL BİR GELECEK BEKLİYOR? - Server Tanilli
«
Yanıtla #10 :
07 Ağustos 2006, 09:54:06 »
İNSANLIĞI NASIL BİR GELECEK BEKLİYOR?
Server Tanilli
Yeni bir yüzyılın başlarındayız.
Yüzyıl neler hazırlıyor? İnsanlığı nasıl bir gelecek bekliyor?
Geçmişin öyküsünü bilsek de, bu sorulara hemen yanıt veremeyiz; ama dünyamızın karşı karşıya bulunduğu sorunların dökümünü yapmak elimizde. Onlara bakarak ufkumuz aydınlanabilir.
İlk akla gelenler de şunlar: Dünyamız yağmalanıyor, nasıl önlemeli? Bilim ve tekniğin uygulanışında büyük sapmalar var; onları gidermenin yolu nedir? İnsanlar hızla çoğalıyor; kentler, hastalıklı bir büyüyüş içinde; kapitalizm, küreselleşmeyi de arkasına alarak yeni bir fetih çağına girmiştir; eşitsizlikler diz boyu ve dünya çapındadır; demokrasi fikir olarak zafer kazanmıştır ama, “piyasanın diktatörlüğü” kurulmuştur; hoşgörüsüzlüğün kaynakları, en başta da ırkçılık ve köktendincilik ayakta.
Liberalizm şarkılarıyla çözülecek sorunlar mıdır bunlar? Medya fikirleri saptırıyor, kadın sorunu çözülmüş değil, Kuzey-Güney zıtlığı devam ediyor, barış bugün de “savaş ağaları”nın insafına kalmış halde. Bu ortamda demokrasiyi derinleştirmek nasıl mümkün olacak? Bütün insafsız koşullara karşın “daha insanca bir dünya” kurmak mümkün deniyor; yeter ki dünyayı değiştirelim. Ama nasıl, hangi yönde, kimlerin aracılığıyla? Aydınlara düşen ne bu konuda.
Yaşamsal, ancak çözümsüz de olmayan sorunlar...
Linkleri Görebilmek için Üye Olmalısınız!.
İnsanlığı Nasıl Bir Gelecek Bekliyor?
Alkım Yayınları, 475 sayfa
Dizi: Düşün
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
MELEKLE SOHBET
«
Yanıtla #11 :
07 Ağustos 2006, 09:55:35 »
MELEKLE SOHBET
Editör: Nick Hornby
Linkleri Görebilmek için Üye Olmalısınız!.
Günümüzün en yenilikçi yazarlarını bu öykü seçkisinde bir araya getiren Nick Hornby, okurlarını keyifli bir yolculuğa davet ediyor.
Nick Hornby’nin editörlüğünde çağımızın önde gelen 12 yazarından gündelik hayata dair ironik, eğlenceli ve yaratıcı gözlemlerle yüklü, sıra dışı öyküler...
Kitapta öyküsü bulunan yazarlar:
Helen Fielding
Roddy Doyle
Dave Eggers
Irvine Welsh
Colin Firth
John O’Farrell
Zadie Smith
Patrick Marber
Nick Hornby
Giles Smith
Robert Harris
Melissa Bank
Melekle Sohbet
Sel Yayınları, 215 sayfa
Çeviren: Can Kartarcı
Dizi: Edebiyat
Tür: Derleme / Öykü(ler)
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
SUBTOPİA - Andrew L. McCann
«
Yanıtla #12 :
07 Ağustos 2006, 09:57:12 »
SUBTOPİA
‘Subtopia’, kırgın x-kuşağı mensuplarının ve ulusalcı alegorilerden, neşeli sonlardan ve ıvır zıvırdan mutlu olmamız gerektiği fikrinden bıkanların romanı.
Bu romanı okuduğunuz zaman evlerden, duvarlardan, sokaklardan bu “uygarlığın” tüm çirkefinin, üstünüze yağdığını hissedeceksiniz.
“... ‘Subtopia’, ‘Suburbia’ (Banliyö-varoş) ile ütopyanın satirik bir bileşimidir. Kent ve banliyö ortamlarının insanlara vaat ettiklerinden çok azını verdiğini anlatmak istedim. Özünde, bu gerçeğin farkına varılmasıyla bağlantılı politik bilincin gelişimini teşvik etmek yatıyor. New York’taki ütopyaya ihanet hissi benim gözümde Melbourne veya Sydney varoşlarındakiyle aynı.”
“... Subtopia’daki karakterlerin kültürel ve fiziksel hareketlilikleri kimliklerimizin sadece ‘ülke toprağı’ ile tanımlanmaması gerektiği duygusunu vücuda getirmekte. Örneğin romanda, Ulrike Meinhof, Avustralyalı herkes ve her şeyden çok daha önemli bir etkiye sahip.”
“... Julian, Martin’in içindeki başkaldırıcı öğeye tutkun. Sol görüşlü eylemciliğin silahlı direnişe dönüştüğü altmışlı yılların sonu ve yetmişlerin başındaki Batı Berlin, uygulaması çok farklı da olsa bir anlamda başkaldırıyı da simgeliyor. Romanın, Melbourne’dan Berlin’e hareketi, kısmen varoşla keskin bir biçimde örtüşen o radikal, politize şehir fantezisiyle ilgili.”
A.L. McCann’in ilk romanı ‘The White Body of Evening’ 2002 yılında Harper Collins yayınevi tarafından yayımlandı. Yazar ikinci romanı olan ‘Subtopia’yı ise küçük ve bağımsız olan yayınevlerinin ticari kaygılardan uzak olarak politik ve estetik değerlerle hareket ettiklerini düşündüğü için, Melbourne’de küçük bir yayınevi olarak faaliyet gösteren Vulgar Press’den çıkarmayı tercih etti.
Linkleri Görebilmek için Üye Olmalısınız!.
Subtopia
Versus Yayınları, 260 sayfa
Çeviren: Algan Sezgintüredi
Dizi: Roman
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
LATİN AMERİKA’NIN KESİK DAMARLARI - Eduardo Galeano
«
Yanıtla #13 :
07 Ağustos 2006, 09:58:20 »
LATİN AMERİKA’NIN KESİK DAMARLARI
Eduardo Galeano
“Gerçeğin ne olduğuna bakmadan onu değiştirmenin sihirli bir formülü yok. Bir şeyi değiştirmek içinse önce ne olduğunu görmek gerekiyor. Latin Amerika’daki sorun bu. Onu göremiyoruz, kendimize körüz, çünkü kendimize başkalarının gözüyle bakmaya şartlandırılmışız.”
ABD’nin “arka bahçesinde” bir şeyler oluyor. Latin Amerika’da bugün olanları anlamak için geçmişi öğrenmek gerekiyor. Bu kahırlı kıtanın, kendi kesik damarlarını tekrar tekrar dikip, yıllarca sömürülen kaynaklarını asıl sahiplerine iade ettiği bugünlerde, başka bir dünya hayali kuranlara Eduardo Galeano bu kitapla kılavuzluk edecek.
Yayımlandığı günden itibaren dünya solunun kült kitaplarından biri haline gelen “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” yenilenmiş haliyle yeniden Türkçe’de.
Latin Amerika tarihi bakımından önemli başvuru kaynakları arasında yer alan bu kitap koca bir kıtanın nasıl talan edildiğini, beş yüz yıllık sömürge ve emperyalizm geçmişini çarpıcı bir dille, bilimsel verilere dayanarak ve tüm gerçekliğiyle anlatıyor.
Latin Amerika’nın Kesik Damarları
Çitlembik Yayınları, 357 sf.
Çevirenler: Atilla Tokatlı, Roza Hakmen
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
barkın
Uzman
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 422
YANLIŞ HİKÂYELER - Kadri Öztopçu
«
Yanıtla #14 :
07 Ağustos 2006, 09:59:24 »
YANLIŞ HİKÂYELER
Kadri Öztopçu
Kadri Öztopçu, ilk kitabı ‘Yanlış Hikâyeler’le edebiyat dünyamıza giriyor. Adam Öykü dergisinde yayınladığı öykülerle dikkatleri üzerine çeken Öztopçu’nun öyküleri, öykü dünyamızın son dönemde yaşadığı canlılığın bir verimi gibi.
1990 yılından başlayarak ülkemizde öykü dergileri yayınlanmaya başladı. Elbette öykü dergiciliğinin öncesi de vardı ancak 80 sonrası edebiyatın bu alanı bir durgunluğa girmişti. Bu dönemde genç öykücüler önce öykü dergilerini, sonra büyük yayınevlerinin kapısını zorladı.
Can Yayınları, genç öykücülere kapılarını açmakta öncü olmuştur. Yayınevi bu tutumunu sürdürüyor ve yine daha ilk kitabıyla oturmuş bir öykü anlayışına sahip bir öykücüyü okurlarıyla buluşturuyor.
Kadri Öztopçu, son derece sade ve temiz bir Türkçe’yle yazıyor öykülerini. Dile gösterdiği bu titizlik, elbette öykü kurgusuna ve öykülerin içeriğine de yansımış. Hepimizin bildiği, yaşadığı hayatlardan yola çıkarak, son derece ince ve özenle seçilmiş ayrıntılar yakalıyor Öztopçu. Yaşadığımız acıları, sevinçleri, aşka, sevgiye, arkadaşlığa ve yalnızlığa özgü durumları bilgece yorumluyor, gösteriyor.
Kadri Öztopçu’nun ilk kitabı ‘Yanlış Hikayeler’, öykü dergilerinin ne yazık ki bir bir kapandığı bu son dönemde öykü severleri mutlu edecek.
Kadri Öztopçu
1954 yılında Samsun’da doğdu. Yazmaya şiirle başladı. İlk şiirleri 1973-80 yılları arasında Yeni Adımlar, Güney, Türkiye Yazıları gibi dergilerde yayınlandı. Reklam yazarlığı yaptı. Bir vakıf üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştı; reklamcılık konusunda uygulamalı dersler verdi. Son yıllarda, şiirleri Şiiratı ve Adam Sanat, öyküleri ise Adam Öykü dergilerinde yayınlandı. Halen, bir reklam ajansında yaratıcı yönetmen olarak çalışıyor.
Linkleri Görebilmek için Üye Olmalısınız!.
Yanlış Hikâyeler
Can Yayınları, 120 sf.
Dizi: Türk Edebiyatı
Logged
ÜÇ KİŞİYE ACI;
Cahiller arasında alime,
Zenginken fakir düşene,
Hatırlı iken itibarını kaybedene!
Şeyh Edebali
Sayfa: [
1
]
2
3
4
Yukarı git
« önceki
sonraki »
Gitmek istediğiniz yer:
Gitmek istediğiniz yer:
-----------------------------
KaliteKontrol.Org
-----------------------------
=> Duyurular
-----------------------------
Genel
-----------------------------
=> Kanunlar
=> Planlama
=> Proje
=> Programlar
=> Mimari
=> Mühendislik
===> Bilgisayar Mühendisliği
===> Çevre Mühendisliği
===> Elektrik Elektronik Mühendisliği
===> Endüstri Mühendisliği
===> Fizik Mühendisliği
===> Gıda Mühendisliği
===> İnşaat Mühendisliği
===> Jeoloji Mühendisliği
===> Kimya Mühendisliği
===> Makina Mühendisliği
===> Mimarlık
===> Metalurji ve Malzeme Mühendisliği
===> Orman Endüstri Mühendisliği
===> Deprem Mühendisliği
===> Üretim mühendisliği
=> Görev Tanımları
=> Tasarım
=> Yönetim
-----------------------------
Kalite Kontrol
-----------------------------
=> Toplam Kalite Yönetimi
=> ISO9001
=> CE Marking
=> EN
=> HACCP ISO 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemleri
=> ISO14001
=> ISO 27001
=> ISO/IEC
=> ISO/TS 16949
=> OHSAS/TS 18001
=> Kalite Kontrol/Kalite Güvence
=> Standartlar
=> Prosedürler
===> Form'lar
===> Talimat'lar
-----------------------------
İnşaat
-----------------------------
=> İnşaat İşleri
=> Alt Yapı
===> Temel Sistemleri
=> Asfalt
=> Beton
===> Kalıp Sistemleri
===> Agrega
=> Çimento
=> Test Yöntemleri
===> Alt Yapı
===> Asfalt
===> Beton
===> Çimento
===> Çelik
===> Diğer
=> Yapı Denetim
===> Kanunlar
===> Yönetmelikler
===> Kontrollük Hizmetleri
=> Yapı Sektörü Standartları
===> EN ISO IEC 17025
===> Şartnameler
===> Faydalı Bilgiler
=> STANDARTLAR
===> Rus Standartları (Gost ve Snip)
===> ASTM
===> BS
===> TS
-----------------------------
İş Kariyer
-----------------------------
=> CV
=> İş Kariyer
=> İş ve Eleman
-----------------------------
Üniversiteli Gençlik
-----------------------------
=> Üniversiteliler
=> Üniversitelerimiz
=> Ders Notları
=> Tez & Ödev
=> Staj
=> Burs
-----------------------------
Kültür&Sanat,Eğlence,Spor
-----------------------------
=> Edebiyat
===> Kitap Tanıtımları
=> Müzik
===> Albüm Tanıtımları
===> Download Full Album
=> Sinema
===> Vizyona Giren Filmler
===> Çok Yakında Sinemalarda...
=> Spor
===> Beşiktaş
===> Fenerbahçe
===> Galatasaray
===> Trabzonspor
-----------------------------
Konu Dışı
-----------------------------
=> Sizin Köşeniz
=> Türkiyeden ve Dünyadan Güncel Haberler
===> Yararlı Bilgiler
=> Tanışalım
-----------------------------
Forum Hakkında
-----------------------------
=> Anket
=> Faydalı Linkler
=> Forum Hakkında
=> Soru ve Cevaplar
Bu Sayfa 3.087 Saniyede 65 Sorgu ile Oluşturuldu
Yükleniyor...