|
|
|
Gönderen
|
Konu: KiTAP TANITIMLARI (Okunma Sayısı 6986 defa)
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #16 : 07 Ağustos 2006, 11:02:54 » |
|
Cahit Sıtkı Tarancı, ‘Otuz Beş Yaş’ şiiri ile edebiyatımızın kült şairleri arasına girmiş, Baudelaire, Verlaine gibi Fransız şairlerinden etkilenmesine karşın yaşamı boyunca hiçbir yazınsal akıma dahil olmamıştır. “Şiirle hayat arasındaki sıkı ilişkiye inandığım içindir ki, şiiri hiçbir zaman bir düşüncenin kanıtlanması olarak düşünmedim. Şiirin yapısının gerektirdiği bu bağımsızlık, şairlerin özgürlük aşkıyla da açıklanabilir,” diyen Tarancı, düzyazıları, mektupları ve öykülerinde de bu anlayışını sürdürmüştür. Tarancı ne yazık ki aramızdan genç yaşta ayrıldı, bu yüzden sağlığında yayımladığı yapıt çok değildir. Ölümünden sonra biraraya getirilen düz yazıları ve konuşmalarının dışında, yirmi iki öyküsünü de kapsayan bir çalışma da 70’li yıllarda yayımlanmıştı. Tarancı bu öyküleri bir dönem Cumhuriyet gazetesinde düzenli olarak yazmıştı. Kendi şiir anlayışını öykülerinde de sürdürdüğünü gördüğümüz Tarancı, bu öykülerde de dili son derece ekonomik ve ritimli bir biçimde kullanıyor. Bu öykülerde klasik öykü anlayışındaki gibi birtakım olaylara ve büyük düşüncelere rastlamıyoruz. Tersine, günlük yaşamın içinden, anlık duyguları ya da durumları anlatan öyküler bunlar. Şairin unutulmaz bir dizesi altında, ‘Gün Eksilmesin Penceremden’ adıyla bir araya getirilmiş bu öyküler, son derece yalın, çarpıcı, yaratıcı bir öykücünün usta işi çalışmaları. Kitap, şairin bütün öykülerini ilk kez biraraya getiriyor. M. Sadık Aslankara’nın önsözüyle sunulmuş. Cahit Sıtkı Tarancı 4 Ekim 1910’da Diyarbakır’da doğan Cahit Sıtkı Tarancı, cumhuriyet döneminin önemli şairlerindendir. İstanbul’da Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra öğrenim için Paris’e gitti. İkinci Dünya Savaşı çıkınca geri döndü. Yakalandığı ağır hastalığın tedavisi için Viyana’ya götürüldüyse de kurtarılamadı, 1956 yılında Viyana’da öldü. Ankara’da toprağa verildi. Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Cahit Sıtkı Tarancı, Otuz Beş Yaş şiirinin 1946 CHP Şiir Yarışması’nda birincilik kazanmasıyla ününü pekiştirdi. Şiirlerinde yaşamanın ve aşkın güzelliğini ören, ölümün üstünlüğünü vurgulayan şair, anlatım gücüyle dikkat çekti. Ömrümde Sükût, Otuz Beş Yaş, Düşten Güzel, Sonrası adlı şiir kitapları, arkadaşı Ziya Osman Saba’ya gönderdiği mektupların toplandığı, Ziya’ya Mektuplar adlı kitabı yanında, ölümünden sonra yayınlanan, gazetelerde kalmış 22 öyküsünü toplayan Cahit Sıtkı Tarancı’nın hikâyeciliği ve hikâyeleri ile makalelerini ve konuşmalarını içeren Yazılar adlı kitapları da vardır.  Gün Eksilmesin Penceremden Can Yayınları, 216 sf. Dizi: Türk Edebiyatı
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #17 : 15 Ağustos 2006, 17:10:18 » |
|
Diddy cinayet işledi mi? Hester sevimli bir yalancı mı? Demiryolu işçisi gerçekten öldü mü? Rüyalar, gerçeklerden daha mı gerçektir? “Ölüm Tüneli”, kahramanı Diddy’nin rüya ile gerçeği hiçbir zaman birbirinden ayıramadığı, hayat, ölüm ve bu ikisi arasındaki ilişkiyi kurcalayan bir kâbus meditasyonu sanki. Üstelik bu salt bir roman da değil, bir tür, tarifi mümkün olmayan, aşkın ve ölümün peşindeyken ikisine de tutku kertesinde bağlanmış bir deneyim; kısmen roman, kısmen cinayet öyküsü, kısmen felsefe, kısmen de rüya. Yazarın dili olabildiğince ürkütücü, merak çekici, huzur kaçırıcı, yüzleştirici; kahramanını da okurunu da deşip kanatırcasına vicdanına baktıran bir bakışa sahip. Sağlam bir kurgu, yoğun cümleler ve belgesele yakın gözlemlerle modern çağın şiddetine lanetleyen, Amerikan vicdanının gizli kalmış oyuklarında gezinen, Kafkaesk bir fabl belki de. Daha önce Türkiye’de “Amerika’da”, “Yanardağ Sevgilim” ve “Ben Vesaire” adlı kurgu kitapları da yayınlanan Susan Sontag’ın ilk defa 1967’de yayınlanan ikinci romanı “Ölüm Tüneli”, vicdan azabı, delilik, rüyalar ve karşılaşmalarla, aşkı ve ölümü sınırlarına zorlayan bir kara roman... 
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #18 : 15 Ağustos 2006, 17:11:33 » |
|
Afrika’nın ekvator bölgesindeki bir ormanın derinliklerinde yaşayan Pigme kabilesinin başına gelenlerden kimsenin haberi yoktur. Hayvan türlerinin bilinçli olarak yok edildiği, iki misyonerin kaybolduğu, korkunun egemen olduğu o yöreye girmeye kimse cesaret edemez. Balta girmemiş bu orman, kendi tutkuları uğruna bölgeye korku salmış kimi insanların yürekleri kadar karanlık birtakım sırlar saklamaktadır. Latin Amerika edebiyatının ülkemizde en tanınan temsilcilerinden biri olan Şilili ünlü yazar Isabel Allende, “Kartal ile Panter’in serüvenleri”ni anlattığı üçlemenin bu son kitabında, okuyucuyu bir kez daha bir büyü ve gizem dünyasına götürüyor. Allende’nin Canavarlar Kenti ve Altın Ejder Krallığı adlı macera kitaplarındaki aynı kahramanlar olan Amerikalı Kate Cold ile genç yeğeni Alexander ve Brezilyalı kız arkadaşı Nadia Santos, üçüncü kitap olan Pigmeler Ormanı’nda, bu kez Afrika’nın vahşi ormanlarında akıllarına gelmedik heyecanlı bir serüven yaşıyorlar. Afrika’nın doğası, insanları, gelenekleri, karşıtlıklarla dolu bu toprakların canlılığı ve renkliliği onları büyülüyor. Kabile insanlarının geleneksel bilgeliği, iç içe yaşadıkları ruhlar alemiyle sürdükleri kendine özgü ilişkiler ve yaptıkları büyüler onları şaşkınlığa sürüklüyor. İnsanların içindeki nefretin ve mantıksızlıkların sonuçlarıysa onları korkutuyor. Tüm bunlara karşı ancak kendilerine olan inançları, aralarındaki dostluk ruhu ve dayanışma gücüyle savaşabiliyorlar. 
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #19 : 15 Ağustos 2006, 17:12:37 » |
|
1789 Fransız Devrimi’nin mimarları denince, on sekizinci yüzyılın “Filozoflar” diye anılan büyük düşünürleri -Voltaire, Rousseau, Diderot, vb.- akla gelir. Fakat bunların eserlerinde dile gelen yeni dünyayı biçimlendirecek fikirler, genellikle ne geniş halk kitlelerince anlaşılabilecek ne de sorun çıkınca hemen uygulanabilecek genel ve soyut “felsefi” düşüncelerdir. Bu nedenle, Fransa devrime doğru giderken her kesime mensup aydınlar tarafından söz konusu fikirleri halka yaymak ve siyasal eylem programları oluşturmak amacıyla pek çok irili ufaklı yazı, risale, broşür, kitap vb. yazılmıştır. Kendisi ruhbandan olmakla birlikte tüm siyasal eyleminde davasını savunduğu “halk” lehinde tutum almış olan “filozof yaradılışlı” Emmanuel-Joseph Sieyés’in Qu’est-ce que le Tiers-Ètat? (“Üçüncü Sınıf” Nedir?) adlı eseri bunların en tanınmışı, Fransız Devrimi ile ilgili belgelerin en önemlilerinden biri, bir anlamda devrimcilerin gerçek manifestosudur. Bu metinde coşkun bir üslup, ama ödünsüz bir bilimsel duruluk ve titizlikle tanımlanıp savunulan ulus, yurttaş, hak, hukuk, demokrasi, özgürlük, eşitlik, ulusal irade gibi kavramlar devrimle canlanmış, devrimin etki ve sonuçlarının evrenselleşmesiyle de tüm modern çağın siyasal tablosunu belirlemiştir. Bugün içinde yaşadığımız dünyanın temel siyasal ve toplumsal parametrelerini, artık ilk ortaya çıktıkları sıradaki biçimleriyle görüp tanıyabileceğiz. 
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #20 : 15 Ağustos 2006, 17:13:58 » |
|
Günümüz Türk denemeciliğinin en önemli isimlerinden biri olan Yaşar Çabuklu, ‘Uzam ve Kötülük’ adıyla derlediği bu denemelerinde tekinsizliğin izini sürüyor. Gündelik hayatımızın korunaklı duvarlarının arasında yarattığımız ve kendimizi içine kapattığımız bir tekinsizlik bu. Özellikle modernlik ve sonrası toplumsal tıkanmaların üzerinden “öteki”nin durumunu tartışan Çabuklu, bizi kendimize ve dünyamıza yeniden bakmaya çağırıyor. Hep kendimizden olabildiğince uzak tutmaya çalıştığımız ama her an bizi de kapsamına alabilecek gibi gözüken bu tekinsizlik “öteki” olma hali günümüzün kötülüğünü de açıklıyor bize. Uzam Karartılmış oda, medyumluk ve spiritüalizm Gündelik hayat ve özel uzam Yer-olmayanlar Perili ev ve tekinsizlik Toplumsal cinsiyet ve uzam Kendine ait bir iç oda kurmak: Anoreksi Postmodern toplumda uzam Modern ve postmodern uzamlarda aylaklık Ekonomik uzamın ötesinde: kültürel çalışmalar Yerin uzama dönüşmesinin yol açtığı korku: Agorafobi Saat zamanı ve uzam “Gerçek uzamdan” siber uzama Kötülük Kutsal şiddetin “Aydınlanmış şiddete” İçe atılanın birikmiş zehirli kütlesi: Hınç Kötülük sıradanlaşırken İstisnadan sürekliliğe: Olağandışı hal Irkçılık kurumsallaşırken “Çılgın kalabalığın” Deşarjı: Linç 
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #21 : 29 Ağustos 2006, 17:57:38 » |
|
FELSEFENİN TESELLİSİ -HUMANİTAS Yunan ve Latin Klasikleri- Boethius
Soylu bir Hıristiyan ailenin oğlu ve sonrasında bir ‘consul’ün evlatlığı olan Anicius Manlius Severinus Boethius (480-524) iyi bir eğitim, felsefe ve edebiyat ilgisi, Yunan klasikleri ve kültürüne dair zengin bir bilgi dağarı ve Hıristiyanlığa dair derin bir kavrayışla Batı Roma’nın son günleri ve felsefi, siyasi ve dini olarak yeni bir dünyanın kurulduğu zamanlarda yaşadı. Ancak devlet kademelerindeki hızlı yükselişi, imparatora yakınlığı ve toplum ve Senatus nezdindeki saygınlığıyla sürüp giden rüya benzeri görkemli yaşamı bir söylenti, çözülüp giden ilişkiler ve siyasi oyunlarla bir anda yıkıldı. O artık yargılamaya bile gerek duyulmadan atıldığı zindanda ölümü bekleyen bir vatan haini, kendi deyimiyle bir sürgündü.
İşte ‘Felsefenin Tesellisi’ tam da bu sürgün sırasında kaleme alındı ve Boethius’un asla gerçekleşmeyen mahkemesinde kendini savunması, insanlık önünde kendini aklaması olarak tarihe geçti. İnsanlık kültür mirasının öyküsü hüzünlü, ancak erdemi heybetli bu parçasının Latince’den Türkçe’ye ilk çevirisi Humanitas dizisinin üçüncü kitabı olarak sunuluyor.
Boethius’un tanrısal öngörü, kader ve özgür irade üzerine sorgulamalarını içeren en önemli yapıtıdır ‘Felsefenin Tesellisi’.
Pagan dünyanın düşünsel öğretileri ile ortaçağın Hıristiyanlık düşüncesinin tam eşiğinde duran Romalı bir filozofun felsefeyle yaptığı iç hesaplaşmasına, felsefenin kendi dilinden tanık olduğumuz bu görkemli yapıt; Antikçağ Yunan Felsefesi, Yeni Platonculuk ile Latin Edebiyatı’nın seçkin bir bireşimi ve filozofun dönemine değin felsefe tarihinde baskın rol oynayan Platon ve Aristoteles’in konuyla ilgili görüşlerinin şiirsel bir özetidir.
Felsefenin Tesellisi Kabalcı Yayınları, 400 sf. Çeviren: Çiğdem Dürüşken Tür: Felsefe
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #22 : 29 Ağustos 2006, 17:58:59 » |
|
Macellos Da Vinci ASYA SEFERİ Erhan Bener
“Ben, Fâtimâ Binti Ebû Nâsır, Roma esir pazarına getirilinceye kadar, üç ayrı yerde, Ephessus, Byzantion ve Atina’da çıkarıldım köle tüccarlarının karşısına. Bana da, dayıma da, korsanların istedikleri fiyata alıcı çıkmadı, bizi beğenen olmadı, daha doğrusu buna olanak vermedik.”
Erhan Bener, ‘Macellos Da Vinci’yle bizi bir yolculuğa çıkarıyor. Tarihin, bildiğimiz “yorumundan” farklı, tarihsel gerçekle kurmaca arasındaki değme noktasında yeni bir bakışla geçmişimize götürüyor bizi.
Bener’in kurduğu dünya, tarihsel bilgimizi sorgulamamıza yardımcı olduğu kadar, geçmişimize yön veren tarihsel “yasalar”ın da üzerine yeniden düşünmemizi sağlıyor...
Oğlum Yiğit Bener’in, Paris’te St. Clous Lisesi’nde okuduğu sırada, aynı zamanda Fransız Komünist Partisi’nin Polit Büro üyesi olan tarih öğretmeni, Roma tarihini anlatırken, o günlerde en şiddetli dönemini yaşayan Vietnam Savaşı’ndaki ABD’nin emperyalist konumu ile Roma İmparatorluğu’nun Türkmenistan’a kadar uzanan sömürgeci politikaları arasında ilginç koşutluklar bulunduğunu gösteriyordu. Bu fikirden hareketle, ABD’nin son yıllarda iyici su yüzüne çıkan emperyalist politikalarıyla alttan alta benzerlikler bularak, daha önce Roma’nın temsilcisi olduğunu söylediğim ‘Macellos Da Vinci’nin Orta Asya’ya nasıl geldiğini anlatmanın eğlenceli olabileceğini düşündüm. Erhan Bener
Macellos Da Vinci - Asya Seferi Dünya Kitapları, 317 sf. Dizi: Edebiyat Tür: Roman
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #23 : 29 Ağustos 2006, 17:59:37 » |
|
İNANNA Murat Tuncel
Bir yanda, küçük yaşta anasının kucağından koparılıp ocaklarda yetiştirilen bir devşirmenin öyküsü... öte yanda, bir Ermeni beyinin kızını ikinci eş olarak almak istediği için babası tarafından sürülen bir bey oğlunun serüvenleri...
Bak bey oğlu, yıldızlara bak. Bizim tanımlayamadığımız bir zamanda Tanrıça İnanna, bu yıldızların güzelliğine dayanamayarak tanrılar tapınağından dışarı çıkmış. İnanna’yı gören ay karanlığa karışıp kaybolunca, çok kızan tanrıçalar tanrıçası An hemen onu yeryüzüne göndermeye karar vererek şöyle demiş: “Ey İnanna! Seni şimdi bizi temsil edesin diye yeryüzüne gönderiyorum. Yeryüzünün en güzel tanrıçası sensin. Gökyüzü kardeşin ay’ın, yeryüzü de senindir. Yalnız seni seçilmiş yapabilmek için bir şartım var: Ay gökyüzüne çıktığında, sen tapınağa gireceksin; sen yeryüzüne çıktığında, ay bulutlardan koynuma girecek. Çünkü yeryüzü de, gökyüzü de her ikinizin güzelliğini taşıyacak kadar büyük değildir.”
İnanna Varlık Yayınları, 437 sf.
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #24 : 29 Ağustos 2006, 18:00:27 » |
|
Hepsi de kitaba ve kadına düşman. Değişik inançları olanlar değişik kitaplara kızıyorlar ama hepsinin kadına karşı ortak düşmanlığı hiç değişmiyor. Kadınları evlere hapsediyorlar. Eğer bir düğün gibi olağanüstü bir nedenle sokağa çıkmalarına izin verilirse bütün vücutlarını, yüzlerini hatta gözlerini kapayan burkalar giyiyorlar ve birlikte sokağa çıktıkları akrabalarını ancak ayakkabılarından tanıyorlar. Çünkü burkalar yüzünden sadece yeri ve insanların ayakkabıların görebiliyorlar.
Her an ölümle cezalandırılabilecek büyük bir suç olan kadın cinselliği baskı altında tutuluyor. Ama bu, kadınların sevdiklerine kaçmalarına ve en açık saçık şiirleri yazmış, şarkıları söylemelerine engel olamıyor. O şiirleri okurken, o şiirleri kitaplaştıran şairin de bundan dolayı öldürülmüş olduğunu öğreniyorsunuz...
Norveçli genç yazar Asne Seierstad Taliban döneminde Afganistan’ın başkenti Kabil’de bir kitapçının evinde, o evden biri gibi yaşadı. Bütün vahşeti ve baskıyı o evin kadınlarıyla birlikte hissetti. Gizli aşklara, acılara, ümitlere tanık oldu. Cinayet hikayelerini dinledi. Kadınlar için yapılan pazarlıkları duydu.
Kabil’in Kitapçısı Alkım Yayınları, 320 sf. Çeviren: Ayfer Erbaydar Dizi: Edebiyat
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #25 : 29 Ağustos 2006, 18:01:02 » |
|
-Bir Sinema Filmi Çözümlemesi-
H. Zeynep Altan, aşkla örülü bilimsel bir serüven dediği ‘Aşkın İki Yüzü’nde aşkı cinsellik, tutku, arzu, zevk gibi alışık olduğumuz kavramların ötesinde bir yolculuğa çıkarıyor. Sinema perdesinden Freud’un düş kokan divanına kadar uzanıyor.
Altan, iletişimlerimizin aklın başarısı takıntısı altında baskılandığı; duygularımıza, önsezilerimize ve yaratıcı gücümüze güvenmenin risk sayıldığı bir gündelik yaşam kültüründen söz ediyor. Fazlasıyla toplusallaştığımızı, iktidar bağımlılığı içinde kıvrandığımızı, kimsenin kimseye güvenmediği toplu bir yalnızlık deneyimi içinde yalnızca belirli imajlara sığındığımızı anlatıyor.
Ona göre insanla insanını arasına şeffaf duvarlar ören imajlar sığ bir görme biçimine hapsediyor bizleri ve bu gözlerle nereye bakarsak bakalım orada aşk yok! Kurgu yaşamlar içindeki aşklarla özdeşleşiyoruz: Tenimize geçmeyen hazlar ve acılar yaşıyoruz.
“Erkek ve kadın birbirinden bu kadar uzaklaşmış mıydı hiç?” diye soruyor ve yanıtlıyor: “Erkeğin ve kadının iletişimlerinde önyargılarla birbirine uzak düştüğü bir kültürü içselleştirmeye zorlanıyoruz. Acaba aşkın yüzümüze tuttuğu aynada kaçımız benliğimizin o çok katmanlı derisine dokunabiliyoruz? Barbra Streisand’ın hem yönetip hem de başrolü üstlendiği Aşkın İki Yüzü filmi bence bu soruya verilecek en güzel yanıtlardan biri.”
Aşkın İki Yüzü Kastaş Yayınları, 325 sf. Dizi: İnceleme
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #26 : 29 Ağustos 2006, 18:02:08 » |
|
-Zarla Şans Dönmeyecek-
Stéphane Mallarmé’nin Bütün Şiirleri de diyebileceğimiz bu yapıtta, şairin sağlığında şiir seçimi, sayfa düzeni ve taslağını bizzat kendi yaptığı ama yayımlandığını göremediği Şiirler kitabı, sonradan diğer yayınevlerinin bu kitaba eklediği şiirlerin tamamı, “Zarla Şans Dönmeyecek” adlı uzun şiiri ve düzyazı şiirleri yer alıyor.
Stéphane Mallarmé 1842’de Paris’te doğdu. Annesini 5 yaşında yitirdi. 10 yaşında bir din okuluna, 14 yaşında da Sens Lisesi’ne yatılı olarak girdi. 1862 Kasımında, Alman Maria Gerhard’la Londra’ya yerleşti. Ertesi yıl babasını da yitirdi ve kendisinden yedi yaş büyük Maria’yla evlenip Tournon’da İngilizce öğretmenliğine başladı.
1864 kışında Hirodias’a (Hérodiade) “gebe” kaldı ve hemen ardından kızı Geneviève doğdu; yazın Kır Tanrısı’nı (Faune) yazmaya başladı. 1866’da Cannes’da derin bir bunalıma girdi, sonraki iki yıl migrenlerle ve bu zihinsel can çekişmesiyle geçti.
1871’de oğlu Anatole dünyaya geldi ve şair Paris’e atandı. 1878’de İngilizce Sözcükler’i (Les Mots anglais) yayımladı. G. W. Cox’un bir elkitabından yaptığı Antik Tanrılar (Dieux antiques) çevirisinin yayımlandığı 1879 yılında oğlu Anatole’ü yitirdi. 1884’te Manet aracılığıyla tanıştığı Méry Laurent yaşamına girdi.
Verlaine’in Lanetli Şairler (Poètes maudits) ve Huysmans’ın Tersine (A rebours) yapıtlarının yayımlanmasıyla üne kavuştu ve aynı yıl “Yeryüzünün Orpheus’çu açıklaması” olacak Kitap projesinden ilk kez söz etti.
1896’da ölen Verlaine’in ardından “Şairlerin Prensi” seçildi. 1897’de Cosmopolis dergisinde Un Coup de Dés (Bir Zar Atımı) yayımlandı; sonraki yıl Hirodias üstünde yeniden çalışırken 9 Eylül günü Valvins’de öldü.
35 yıllık bir çalışmanın sonunda Hirodias’a son noktayı koyamamıştı ama vasiyetinde karısıyla kızına şöyle yazmıştı bile: “İnanın çok güzel olacaktı.”
Stéphane Mallarmé - Şiirler Varlık Yayınları, 232 sf. Çeviren: Erdoğan Alkan Dizi: Şiir
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #27 : 29 Ağustos 2006, 18:02:49 » |
|
Kerem İle Aslı: Temel yapısının 16. yüzyılda Kerem Dede ya da Aşık Kerem adlı bir aşığın şiiriyle oluştuğu sanılan ve günümüzde de halk anlatıları arasında en iyi bilinenlerden biridir.
Farklı dinlere mensup iki sevgilinin kavuşamayışı ekseninde ilerleyen öyküde, kızıyla birlikte uzaklara kaçmakta olan Ermeni keşişle onun ardındaki Kerem’de, geçmiş kadar bugün de kendini gösterir gibidir.
Bu baskı, ortaklıklar ve farklılıklar için, öyküyü hem Anadolu hem de Azerbaycan versiyonlarıyla önümüze getirmekte.
Kerem ile Aslı Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 297 sf. Hazırlayan ve çeviren: İsa Öztürk Dizi: Hasan Ali Yücel - Klasikler
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #28 : 29 Ağustos 2006, 18:03:18 » |
|
“Yöntemi bulmak ve bilimi oluşturmak gerekir” diye yazan Jean-Paul Sartre, kanımızca, bilimsel yöntemin önemini ve önceliğini vurgulamak bakımından en özlü sözlerinden birini söylemiştir.
Daha önceleri de Hegel, “Tanımak, bilmek değildir” diyerek insan biliminin yöntembilimsel ilk ilkesini koymuştu.
Yöntem “Nasıl?” sorusuna cevap verir. Ve bilimler yöntemleriyle tanımlanırlar. “Nasıl” sorusuna en iyi cevabı bulabilmek için en sağlam, en güvenilir, en verimli yöntemi bulmak gerekir.
Bilimsel bilgiyi başka tür bütün bilgilerden farklı kılan özellik şudur: Bilimsel bilgi yöntemli bilgidir.
Doğan Ergun, Yöntemi Bulmak adlı bu kitabında değişik bilimsel yöntemleri açıklayarak, irdeleyerek en sağlam, en güvenilir ve en verimli bilimsel yöntem için gerekli düzenleyici ilkelerin oluşumunu tartışmaya açmaktadır.
Yöntemi Bulmak İmge Kitabevi Yayınları, 206 sf. Dizi: İnceleme
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|
barkın
|
 |
« Yanıtla #29 : 29 Ağustos 2006, 18:03:53 » |
|
Bugün hayatında bir değişiklik yap ve ne kadar yıpratıcı olduğuna karar ver istedim; o nedenle oturup yazdım tüm bunları; yoksa gecenin dördü; hepiniz uyuyorsunuz; bu ülkede hep gecenin dördü; herkes uyuyor. Ben ayaktayım. Elimde bir bıçak var ve kendimi mi yaralayayım, kendimle aramdaki coğrafyayı mı keseyim, kendimle aramdaki anlayış biçimlerini mi doğrayayım, karar veremiyorum. Çok salakça, farkındayım. Gülüyorum. Bıçakta gülüyor buna. Memlekette gülüyor. Doktorum da gülüyor. Arkadaşlarım da gülüyor. Gülmeyi artık bir kusmaya dönüştürüyoruz.
Hadi canım, söyleyelim bari: Herkes gitti, çıkmışız dışarı, bas bas bağırıyoruz. Uluyoruz. Caz diyorlar buna bazı köpekler. Canın yandığı için it cazı yapıyorsun diyorlar. Doğrudur. Bir gün benim de arka bahçemi kazdıklarında çok fazla ceset çıkacak ve garip bir yetkili açıklama yapacak: “Her biri bir başka müzik aletiyle öldürülmüş, fantastik!”
Insectisid, Made in Hell, Necronomicon birleşti, geldi.
Ben yazarken çok korktum; eğer satırlar arasında kaybolursanız, seslenin, gelip sizi de severim. Sorun değil. Küçük İskender
İt Cazı Sel Yayıncılık, 282 sf. Dizi: Edebiyat
|
|
|
|
|
Logged
|
ÜÇ KİŞİYE ACI; Cahiller arasında alime, Zenginken fakir düşene, Hatırlı iken itibarını kaybedene! Şeyh Edebali
|
|
|
|