09 Eylül 2010, 23:30:37
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: SEZERYANLA DOĞUM/NORMAL DOĞUM / AĞRISIZ DOĞUM / SUDA DOĞUM  (Okunma Sayısı 2383 defa)
aslım
Yönetici
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 626



Üyelik Bilgileri
« : 07 Mayıs 2009, 15:26:51 »


AĞRISIZ DOĞUM ( EPİDURAL ANESTEZİ )

"Epidural anestezi, vücudun belirli bir bölgesindeki ağrı iletimini durduran bölgesel ya da lokal anestezi türlerinden biri olup, anestezi uzmanı bir doktor tarafından uygulanır. Doğum ağrısını kontrol altına almanın en etkili yöntemi olmakla birlikte sadece bu amaçla kullanılmaz."

Epidural anestezi, vücudun belirli bir bölgesindeki ağrı iletimini durduran bölgesel ya da lokal anestezi türlerinden biri olup, anestezi uzmanı bir doktor tarafından uygulanır. Doğum ağrısını kontrol altına almanın en etkili yöntemi olmakla birlikte sadece bu amaçla kullanılmaz. Sezaryen başta olmak üzere bel seviyesi altında yapılan pek çok ana cerrahi girişim epidural anestezi eşliğinde yapılabilir. Doğum yaşam boyu görülebilecek en ağrılı durumlardan birisidir. Doğum ağrısı annenin fazlasıyla ağrı çekmesine ve fizyolojik stresine neden olmaktadır. Son 20 yılda doğum ve çıkım için rejyonel (bölgesel) anestezi tekniklerinin kullanımı dünyanın pek çok yerinde yaygınlaşmıştır. Güncel rejyonel teknikler iyi uygulandıkları takdirde anne ve bebekte riski minimale indiren, hızlı ve neredeyse tam bir ağrı kontrolü sağlarlar. Modern obstetrik uygulamalarda doğum ağrısının kabul edilebilir veya gerekli olduğu düşünceleri artık ortadan kalkmıştır. Amerikan Anesteziyologları Derneği (ASA) ve Amerikan Obstetri ve Jinekoloji Derneği (ACOG), doğum ağrısının varlığını tedavi için bir endikasyon olarak kabul etmektedirler, çünkü bir doktor bakımı altında ve emniyetli tedavi seçenekleri mevcutken, bir kişinin ağrı çekmesinin kabul edilebilmesini gerektirecek bir durum yoktur. Bu yüzyılda, doğum yapan kadınlarda ağrı mutlaka giderilmelidir.

EPİDURAL ANESTEZİ NE ZAMAN VE NASIL YAPILIR?

Vajinal doğumda rahim k asılmaları düzenli hale geldikten sonra ya da rahim açıklığı 4 santimetreye ulaştığında epidural anestezi yapılabilir. Kasılmalar düzensiz ise ya da erken dönemde takıldığında kasılmaların durmasına neden olabileceğinden bu konuya dikkat edilmesi gerekir.
Anne adayı yan yatar ya da oturur pozisyondayken kateterin takılacağı alan antiseptik solüsyonlar ile temizlendikten sonra steril örtüler ile örtülür. Kateter bel bölgesindeki omurgaların arasından girilerek yerleştirilir. Önce bu bölgedeki cildi uyuşturmak için lokal anestezi yapılır. Ardından ince bir iğne ile iki omurga arasından geçilerek epidural zara ulaşılır. Eğer spinal anestezi de uygulanacaksa çok ince bir iğne ile bu zar da geçilerek subaraknoid boşluğa girilir ve beyin omurilik sıvısının geldiği gözlendikten sonra ilaç verilir. Epiduralde ise iğnenin arkasından çok ince bir kateter (boru, tüp) girilerek uygun mesafeye kadar itilir ve bu kateter dura zarı çevresindeki epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkartılır ve kateterin dışarıda kalan ucu flasterler ile hastanın sırtı boyunca sabitlenir. Dışarıda kalan uçtan enjektör yardımıyla ilaç verilebileceği gibi sürekli belirli dozda ilaç pompalayan otomatik cihazlar da kullanılabilir. Olası bir alerjik ya da aşırı reaksiyonun olup olmayacağını gözlemek için kateter yerleştirildikten sonra ilk önce az miktarda ilaç test dozu olarak verilir. Bu tür bir reaksiyonun olmadığı gözlendikten sonra tedavi dozu verilir. Vajinal doğumlarda genelde spinal anestezi uygulanmaz. Bu nedenle kateter yerleştirilip tedavi dozu verildikten 15-20 dakika sonra anne adayı kasılmaları hissetmesine rağmen ağrı duymamaya başlar. Doğum uzadığında ve ilacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında ek dozlar verilir. Bu şekilde doğum gerçekleştirildikten sonra epizyotomi de ek bir anesteziye gerek kalmadan kolaylıkla dikilebilir.
Vajinal doğumu takiben hemen, sezaryeni takiben ise 24 saat sonra kateter çıkartılarak uygulmaya son verilir. Kateterin çıkartılması sırasında hasta hiçbir rahatsızlık duymaz. Epidural kateter takılması hasta açısından kolay tolere edilebilir, acısız ve rahat bir uygulamadır. Kateterin epidural boşluğu girdiği anda bacakta elektrik çarpmasına benzer bir his oluşması dışında hastaya rahatsızlık vermez.
Epidural anestezi uygulamasında en önemli nokta işlemi yapan anestezi uzmanının tecrübesidir.

EPİDURAL ANESTEZİNİN AVANTAJLARI NELERDİR?

• Ağrısız doğum ve çıkım için mükemmel bir yöntemdir.
• Genel anesteziye göre komplikasyon riski daha az olduğundan tercih edilir.
• Annenin bilinci açık olduğu için sezaryen sırasında doğuma katılabilir, ameliyat devam ederken bebeğini kucağına alabilir.
• Uygun zamanda takıldığında normal doğumun ilerlemesini hızlandırır.
• Sezaryen gerekirse genel anesteziden kaçınılmış olur.

EPİDURAL ANESTEZİNİN KOMPLİKASYONLARI VE YAN ETKİLERİ NELERDİR?

Epidural anestezide risk zannedilenin aksine deneyimli uzmanlar tarafından yapıldığında son derece azdır. En sık görülen yan etki ani tansiyon düşmesidir. Omurilik içinde ağrı ve motor iletimi sağlayan sinirler dışında istemsiz çalışan kasların fonksiyonlarını kontrol eden sinir lifleri de bulunur. Bu liflerin etkilenmesi durumunda kan damarlarında gevşeme ve genişleme meydana gelerek tansiyon düşüklüğü ortaya çıkabilir. Bu ani tansiyon düşmesinin önüne geçmek için işlemden hemen önce damar yolundan yaklaşık 1 litre sıvı hızlı bir şekilde verilerek damar yolunun dolması sağlanırsa sorun yaşanmaz.
Anestezinin yetersiz olması ya da tek taraflı olması gibi durumlarda kateterin çıkartılarak yeniden takılması gerekebilir.
Dura zarının yırtılıp sıvının dışarı kaçmasına bağlı nadir olarak işlemden sonra 1-3 gün içinde şiddetli baş ağrıları yaşanabilir. Ağrılar dayanılmaz olur ise epidural kateterin yerleştirildiği alana pıhtı yaması yapılabilir. Kullanılan ilaçlara bağlı olarak hafif alerjik bir reaksiyon gelişebilir ve hastada yaygın kaşıntı ortaya çıkabilir.
Anne adayı etkili bir şekilde ıkınamaz ise doğumun ikinci evresi uzayabilir ve vakum ya da forseps uygulanması gerekebilir. Nadiren işlem sonrası idrar yapmada geçici zorluk görülebilir.
Çok nadir olarak enfeksiyon gelişebilir. Felç ise çok çok nadiren görülen bir komplikasyondur.

KİMLERDE EPİDURAL ANESTEZİ UYGULANMAZ?

Kanama bozukluğu olan kişilerde.
Antikoagülan tedavi alan kişilerde.
Uygulama bölgesinde enfeksiyon bulunan kişilerde.
Trombosit düşüklüğü saptanan kişilerde.
Anne adayının uygulamayı reddetmesi durumunda epidural anestezi uygulanmaz.

Epidural anestezi hem vajinal hem de sezaryen ile doğumların son derece konforlu ve keyifli geçmesini sağlayan, 25 yıldır yaygın bir şekilde güvenle uygulanan modern bir tıbbi yaklaşımdır.
« Son Düzenleme: 07 Mayıs 2009, 15:29:37 Gönderen: aslım » Logged

EVLAT KOKUSU CENNET KOKUSU GİBİDİR. ( cennet kokulu kızım benim )

Logged
aslım
Yönetici
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 626



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : 07 Mayıs 2009, 15:28:14 »

Sezeryan Doğum


Sezaryen nedenleri nelerdir?
 

Annenin çeşitli hastalıkları, fetal sıkıntı (distres), bebeğin bir an önce doğurtulmasını gerektiren riskli gebelikler, psikolojik nedenler (annenin doğumdan korkması) sezaryen sebepleri arasında sayılabilir.
Bebeğin normalden iri olması (4500gr den fazla) veya annenin kalça yapısının dar olması doğumu güçleştiren önemli nedenler arasındadır. Çok ciddi anormallikler dışında, muayene ile pelviste darlık saptanması doğumun gerçekleşmeyeceğini göstermez. Pelviste darlık olan bir anne adayının bebeği de küçük olabilir ve beklenmedik bir şekilde rahat doğabilir. Tersi de geçerlidir. Pelvisi oldukça müsait olan bir kadının bebeği normalden iri olabilir ya da doğum kanalına normalde girmesi gereken pozisyonların dışında bir pozisyonla girdiği için doğum gerçekleşemeyebilir. Bu nedenle, bu tür durumlar için, iri bebek ya da dar pelvisten çok baş-pelvis uygunsuzluğu terimi tercih edilir. Bu durum da genellikle gebeliğin son haftalarından ve hatta çoğu zaman doğum eylemi başlamadan önce saptanamaz.
Baş-pelvis uygunsuzluğu sadece başın büyük veya kalçanın dar olmasına bağlı değildir. Bebek normal kiloda kalça oldukça müsait olabilir ama bebek istenen pozisyonda olmayabilirBebeğin sorunsuz doğum kanalında ilerleyebilmesi için belli pozisyonlarda pelvise girmesi ve belli manevraları yapması gerekir. Eğer, normal dışı bir pozisyonda girerse en küçük çaplarını doğum kanalına uyduramayacağı için doğum güçleşir veya gerçekleşemez, sezaryene almak gerekir.
Bebeğin rahim kanalına baş önde gelmemesi de sorun yaratır. Baş dışı gelişler tüm gebeliklerin %5 civarında görülebilir. Makat geliş bazı koşullar sağlandığı taktirde mümkün olsa da anne ve bebek için riskleri arttırdığından sezaryen tercih edilebilir.
İkiz gebeliklerde her 2 bebek de baş ile doğum kanalına yönelmişse normal doğum denenebilir. Diğer tüm durumlarda sezaryen yapılması önerilir. İkizden daha fazla çoğul gebeliklerde ise sezaryen tercih edilir.
Yapılan doğum öncesi fetal iyilik testlerinde fetusun sıkıntıda olduğunu gösteren bulgular varsa veya normal doğuma bırakılan bir gebelikte bebeğin kalp atışlarında düşme olursa bu fetusun sıkıntıda olduğunu gösterir. Bu durumlarda bir an önce doğumu gerçekleştirmek ve bebeği normal doğum riskine bırakmamak gerekir. Bu nedenle, bu olgularda sezaryen önerilir.
Plasentanın rahim ağzını kapatması durumda normal doğum mümkün değildir. Plasenta previa gebelik sırasında yapılan ultrasonografide kolaylıkla saptanabilir. Bu durumda, normal doğum şansı vermeden direkt hastayı sezaryene almaka gerekir, aksi taktirde doğum sancılarının başlaması ile hastayı ve bebeği riske atacak kanama söz konusu olabilir.
Plasentanın erken ayrılması da karşılaşılan bir sorundur.Normalde plasenta bebek doğduktan sonra rahimden ayrılır. Bir nedenle, bebek doğmadan rahimden erken ayrılması plasentadan beslenen bebeğin anne karnında ölümüne ve geç tespit edilirse annede aşırı kanamaya bağlı oluşan pıhtılaşma bozuklukları sonucu hayati riske neden olur. Çoğunlukla acil bir durumdur. Fark edildiği zaman bir kısım bebek kaybedilmiş olabilir. Saptanır saptanmaz acil sezaryene almak gereklidir.
Nadiren annenin su kesesi açıldığında bebeğin başı doğum kanalına oturmadan göbek kordonu sarkabilir. Bu çok acil ve tehlikeli bir durumdur. En kısa zamanda sezaryene almak gerekir.Göbek kordonu bazen bebeğin boynuna, koluna veya bacağına dolanabilir. Bu gebelik öncesi ultrason ile bazen saptanabilir ancak çoğunlukla olduğu gibi ultrason ile görülmeyebilir. Bu durumda rahim kasılmaları oldukça bebeğin aşağı doğru itilmesi göbek kordonunu sıkıştırır ve kalp hızında azalma olur. Bu şekilde kalp hızındaki yavaşlamalar kordon dolanması açısından uyarıcıdır ve sezaryene alınması uygundur.
Annenin ıkınmasının sakıncalı olduğu hastalıklar (örneğin kalp hastalıkları, anevrizma), pelvik bölgede doğumu engelleyebilecek myom ya da yumurtalık kisti gibi kitleler, annenin geçirilmiş rahim operasyonları ya da daha önceki doğumunu sezaryenle yapması, annede genital herpes (uçuk) olması durumunda sezaryen gerekebilir.
Annenin normal doğumdan korkması, sancı çekmek istememesi, az da olsa bebeği riske atmak istememesi, vajinusmusu olması gibi nedenlerle isteğe bağlı sezaryen yapılabilir.
Logged

EVLAT KOKUSU CENNET KOKUSU GİBİDİR. ( cennet kokulu kızım benim )
aslım
Yönetici
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 626



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : 07 Mayıs 2009, 15:29:04 »

Normal doğum

Normal doğum miadına ulaşmış bir bebeğin (37 haftadan büyük ) herhangi bir operatif müdahale olmaksızın vajinal yolla doğmasını anlıyoruz. Eğer vakum ya da forseps doğuma yardımcı olmak amacıyla kullanılmışsa buna müdahaleli doğum denir. Suni sancı verilmesi ve bebeği vajenden çıkışını kolaylaştırmak için epizyotomi dediğimiz kontrollü kesinin yapılması da müdahaleli doğum olarak değerlendirilir.

Doğum eylemi ya da doğum doktorları arasında sıkça kullanıldığı adıyla “travay” servikste (rahim ağzı veya rahim boynu) açılma ile birlikte olan ve anne tarafından doğum sancısı olarak algılanan düzenli rahim kasılmalarının başlamasıdır. Gebeliğin özellikle son trimesterinde düzensiz, Braxton-Hicks (yalancı doğum ağrıları) adı verilen kasılmalar olabilir, ancak bunun doğum eylemi olarak adlandırılabilmesi için düzenli aralıklarla gelmesi, şiddetinin giderek artması, sancı aralarının kasılması ve beraberinde servikste (rahim boynu) açılmanın ve incelmenin başlaması gerekir.

Doğumun aktif fazını 3 evrede inceleyebilir:

1. evre, doğum eyleminin başlamasından serviksin tam açıklığa (10 cm) ulaşmasına kadar olan dönemdir.

2. evre, serviksin tam açılmasından bebeğin doğumuna kadar geçen süredir.

3. evre ise, bebeğin doğumundan plasenta ve zarların atılmasına kadar geçen süredir.

Genelde doğumun yaklaştığının ilk belirtileri kasılmalar ve halk arasında "nişan gelmesi" olarak anılan durumdur. Rahim ağzı tüm gebelik boyunca sümüksü bir tıkaçla kapalıdır. Bu tıkaç bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğum eyleminin başlamasından hemen önce rahim ağzında hafif bir açılma olur ve bu tıkaç kanlı bir akıntı şeklinde vücut dışına atılır.

Su kesilmesinin açılması genellikle aktif doğum eylemi başladıktan sonra olur. Ancak, bazen sancılar yani aktif eylem başlamadan da başlayabilir. Bu durumda eğer 6-12 saatte kendiliğinden başlamazsa suni sancıyla başlatmak gerekebilir. Çünkü zarlar enfeksiyondan koruyan bir bariyer görevi de yaparlar. Eğer, kese açıldıktan sonra belli sürede doğum olmazsa vajendeki mikropların enfeksiyon oluşturması riski de vardır. Zaman zaman da doğum doktorları eylemin bir safhasında (rahim ağzı açıklığı 4-5 cm’den fazla ise) su kesesini artifisyel olarak açarlar. Bu yaklaşım, doğumun hızlanmasına yardımcı olur.

Doğumun gerçekleşmesinde rol oynayan 3 temel faktör vardır:

1.İtici güçler (rahim kasılmaları ve doğumun 2. evresinde ıkınma)

2.Doğum kanalı (kalça kemiklerinin durumu ve yumuşak dokular)

3.Fetus

Bu üç faktör doğumun normal olup olamayacağını belirler. Bunlardan herhangi birindeki anormallik doğumu güçleştirir ve hatta bezen imkansızlaştırır.

Pelvis (ya da kalça) kemiklerinin yapısı kişiden kişiye değişebilir. En ideali jinekoid pelvis denen ovoid bir yapıda olmasıdır. Ancak, bu normal yapının varyasyonlarında pelviste darlık söz konusu olabilir.

Normal bir pelviste doğum kanalını incelediğimizde girişte kanalın transvers (enine) çapının daha geniş olduğunu görürüz. Bebeğin başının da ön-arka çapı daha uzundur. Dolayısıyla doğum kanalına başın girebilmesi için bebek başının ön-arka çapının annenin doğum kanalı girişinde enine çapa uyması gerekir. Yani, bebeğin başı annenin sağ veya sol yanına bakacak şekilde yatay ya da hafif oblik (verev) olarak pelvise girer. Doğum kanalının çıkışında ise pelvisin ön-arka çapları daha uzundur. Bunun sonucunda doğumun olabilmesi için bebek doğum kanalında ilerlerken bir yandan da burgu hareketi ile başın en uzun olan ön-arka çapını pelvis çıkımının ön-arka çapına uydurması gerekir. Normalde, çıkıma geldiğinde başın arkası annenin ön tarafında olmalıdır. Bu durumda çıkıma gelen bebek rahmin kasılmaları ve annenin ıkınması ile başını geriye doğru atarak çıkımdan kurtulur. Baş çıktıktan sonra en geniş kısım olan omuzların çıkması için omuzlar da ön-arka çapa döner ve omuzlar doktorun da yapacağı manevralarla doğurtulur. Vücudun geri kalan kısmı çoğunlukla sorunsuz doğar.
       

     
Görüldüğü gibi, bebek doğum kanalından bir tünelden geçer gibi rahatlıkla geçememekte buna karşın kendini kanala uydurabilmek için birtakım manevralar yapmak zorundadır. Bu manevraları yapabilmesi için itici gücün yukarıdan bebeği aşağıya doğru zorlaması, bebeğin de bu itici güç karşısında doğru yolu ve pozisyonları kendiliğinden ister istemez bulur ve gereken manevraları yapar. İtici güç eylemin 1. evresinde sadece rahim kasılmaları iken, 2. evresinde annenin ıkınması da bu güce katkı da bulunur.

Ikınma hareketi rahim ağzı tam açılmadan hiç bir zaman yapılmamalıdır.

Bebek çıktıktan sonra sıra plasenta ve eklerinin çıkmasına gelmiştir ki bu evre eylemin 3. evresi veya “halas” olarak adlandırılır. Genellikle, kısa bir süre plasentanın kendiliğinden çıkması beklenir ve sonrasında gerekirse yardımcı manevralarla plasenta ve beraberinde zarların çıkması sağlanır. Bazen, plasenta kendiliğinden çıkmayabilir. Bu durumda, doktor elini uterusa sokup elle çıkartmak zorunda kalabilir. Nadiren, plasenta rahim duvarlarına iyice yapışık olabilir ki bu durumda plasenta tamamen çıkartılamayabilir. Plasenta yapışma anomalisi olarak adlandırılan bu durum riskli bir durumdur ve kanama kontrol edilemediği taktirde annenin rahminin alınmasına kadar gidebilir.

Müdahaleli Doğum
Vajinal doğum sırasında vakum ya da forseps (kaşık) doğuma yardımcı olmak amacıyla kullanılmışsa buna müdahaleli doğum denir. Suni sancı verilmesi ve bebeği vajenden çıkışını kolaylaştırmak için epizyotomi (dikişli doğum) dediğimiz kontrollü kesinin yapılması da müdahaleli doğum olarak değerlendirilir.

Suni sancı nedir, ne zaman verilir?
Bebek normal boyutlarda doğum kanalı ya da kalça kemikleri müsait olsa da annenin rahim kasılmaları yetersiz ise o zaman doğum süresinin uzamasına bağlı riskler ortaya çıkabilir. Bu durumda, annenin rahim kasılmalarını güçlendirmek amacıyla halk arasında “suni sancı” denilen oksitosin hormonu serumla verilir. Bazen de doğum eylemi beklenen doğum zamanı geçmesine rağmen başlamayabilir ya da gebeliğe ait risklerden dolayı doğum sancılarının kendiliğinden başlaması beklenmeden doğumun gerçekleşmesi gerekebilir. Bu durumda da oksitosin verilir. Yani, oksitosin ya da suni sancı; eylemi başlatmak ve yetersiz eyleme yardımcı olmak şeklinde 2 temel amaçla kullanılır.

Oksitosin dışında su kesesinin doktor tarafından açılması da (amniyotomi) doğumun başlatılması ve eyleme yardım amacıyla kullanılır. Oksitosin, insan vücudunda yapılan bir hormondur ve birçok etkisi dışında en önemli fonksiyonu doğum sırasında rahimde kasılmaları sağlamaktır. Yanlış bir kanaat olarak suni sancının normal yolla başlayan sancılardan daha farklı olduğu düşünülür. Ancak, esasında mekanizma yetersiz olan doğal bir maddenin sentetik eşdeğerinin dışarıdan verilmesidir.

Suni sancı esasen doğal bir hormonun kullanılmasıdır ancak kullanımı sırasında belirli riskler vardır. En önemli risk, kontrolsüz veya aşırı oksitosin verilmesine bağlı rahmin aşırı kasılması ve arada olması gereken gevşeme periyotlarının olmamasıdır. Bu durum, fetusa plasentadan kan akışını engelleyeceğinden risklidir. Bu nedenle, suni sancı verilirken doktor ve hemşirelerin yakın kontrolünde uygulanması gerekir. Ayrıca, oksitosin verilmesi planlanan hastada baş-pelvis uygunsuzluğu ya da anormal geliş şekli gibi normal doğuma engel bir durumun olmaması gereklidir.

Logged

EVLAT KOKUSU CENNET KOKUSU GİBİDİR. ( cennet kokulu kızım benim )
aslım
Yönetici
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 626



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : 07 Mayıs 2009, 15:30:28 »

Suda Doğum

Gebelik kadın yaşamının en önemli kesitlerinden birisi olduğu için, genel olarak bu dönemi özel ve özgün yaşamaya hep bir merak olmuştur. Çocuk doğurma sayısının oldukça azalması kadınların bu döneme verdikleri önemde de bir artışa yol açmıştır. Ayrıca teknoloji ve haberleşme araçlarındaki gelişmeler her konuda olduğu gibi insanların gebelik dönemi konusundaki bilgilerinde bir artışa yol açmış ve bu dönem konusundaki alternatif gelişmelere de ilgilerinin artmasına yol açmıştır.
Doğum konusunda en çok sorulan sorular doğum şeklinin anne ve çocuk üzerine etkileri konusunda olmaktadır. Özellikle doğum ağrısı konusundaki korkular bazı hastaları sezaryenle doğum seçeneğine yöneltebilmektedir. Normal doğum konusunda kararlı hastalar ise özellikle doğum eylemi sırasında çekilen ağrılar ve ağrısız doğumla ilgili sorularla karşımıza çıkmaktadır. Doğum eylemi sırasında ağrıların azaltılması konusu ile birlikte alternatif doğum yöntemleri ve bu arada su altında doğumla iligili sorularla da oldukça sık karşılaşıyoruz.

Su altında doğumla ilgili merak ve sorular daha çok bu konudaki eksik bilgi ve meraktan kaynaklanmaktadır. Bebeğin anne karnında su içinde yaşadığı ve bu nedenle su içerisine doğmasının da daha fizyolojik olacağı düşünülmekte ve suda doğumun esas olarak bebek açısından daha iyi olduğu düşünülmektedir.

Suda doğum ilk defa 1805 yılında Fransa’da yapılmasına karşın şu ana kadar bu konuuda ciddi çalışmalar yapılmamıştır. 1985-1999 yılları arasında toplam olarak 150.000’nin üzerinde su altında doğum yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu konuda yapılan çalışmalar bütün olarak incelendiğinde su altında doğumun bebek açısından birçok riskleri olduğu görülmektedir. Öncellikle şunu belirtmek gerekir ki suda doğum bebek açısından bir avantaj sağlamamakta, anne için kanıtlanmamakla birlikte daha aza ağrıya neden olmaktadır. Yani suda doğum bebek için değil, belki anne için daha avantajlı görünmektedir. Bu konuda yapılan çalışmalar incelendiğinde şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:

1. Genel olarak su altında doğumun daha iyi olduğun dair kanıt bulunmamaktadır.
2. Bebekte su yutulmasına bağlı olarak kandaki tuz oranı düşebilmekte ve bu beyin fonksiyonlarında bozulmaya neden olabilmektedir. Bu nedenle suya tuz eklenmesi önerilmektedir.
3. Bebeğe sudan mikrop bulaşabilmektedir. Ayrıca gebe kadının dışkısında buluna bazı mikroplarda bebeğe bulaşabilmektedir.
4. Su altında doğumda bebek doğduktan hemen sonra dışarıya çıkarılması gerekir. Bu çıkarma sırasında göbek kordonunda hızlı veya fazla çekilmeye bağlı olarak kopmalar görülebilmektedir. Bu da sonuç olarak bebekte kan kaybına neden olmaktadır.
5. Nadirde olsa bebekte boğulmalar görülebilmektedir.
6. Bebekte omuzun çıkmaması ve bebekte bir sıkıntı olduğu halde geç doğum gibi risklerde görülebilmektedir.
7. Su havuzunda uzun süre kalma sonucunda annenin ateşi yükselebilmektedir. Anne vücut ısısındaki artış cilde olan kan akımının artması ve rahime giden kan akımının azalmasına neden olabilmektedir. Anne vücut ısısındaki artışla birlikte bebek kalp atımlarında ve metabolizmasında artış olmaktadır. Bebekteki metabolizma artışı ve rahime giden kanın azalması bebekte oksijenlenmenin bozulmasına neden olabilmekte ve bunun süresinin uzaması da beyin fonksiyonlarını bozabilmektedir.

Sonuç olarak suda doğumun şu an için kanıtlanmış bir avantajı bulunmamaktadır. Annenin daha az ağrı çektiği konusu da henüz kanıtlanmamıştır. Ancak bu konuda yeterli çalışma bulunmaması dolayısı ile bu doğum şekline tamamen karşı olduğumuzu da söylemek şu an için olası değil. Sadece bu konuda geniş ve iyi planlanmış çalışmalar yapılması gerektiğini ve bu çalışmalar sonuçlanıncaya kadar hastalara önerilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.



 


Logged

EVLAT KOKUSU CENNET KOKUSU GİBİDİR. ( cennet kokulu kızım benim )
aslım
Yönetici
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 626



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : 07 Mayıs 2009, 15:31:18 »

 Erken Doğum Belirtileri


Erken doğum son adet tarihinden sonra 37. haftaya kadar olan doğumları kapsıyor.- Tek çocuk bekleyenlerde yüzde 10 oranında görülürken ikiz hamileliklerde bu oran artıyor. 17 yaşın altı ve 35 yaş üstü anne adayları da erken doğum riski ile karşı karşıya.
Her bebeğin 9 ay 10 günü anne rahminde geçirmesi en ideal durumken, her şeye rağmen erken doğumlar oluyor. Tıpta ve son yıllarda ülkemizde yaşanan gelişmelere bağlı olarak artık daha fazla prematüre bebek hayatta kalabiliyor. Bir kaç yıl öncesine kadar prematüre bebekler için yaşam sınırı 27 haftayken, günümüzde bu sınır 24 haftaya kadar indi. Ancak, erken doğan bebeklerin önemli bir kısmı tam hazır olmadan dünyaya gelmelerinin olumsuz sonuçlarını yaşıyorlar. Bu nedenle doğum uzmanları dünyanın her yerinde erken doğum riski taşıyan bebeklerin bir kaç hafta, hatta bir kaç gün daha geç doğmalarını sağlamak için, ellerinden geleni yapıyorlar. Yapılan çalışmalar geciktirilen her gün için bebeklerin yaşama şanslarının arttığını gösteriyor. Ancak her şeye karşın erken doğumu yaşayan birçok kadın var.

BEBEK NEDEN ERKEN DOĞAR?
Bebeklerin neden erken doğdukları konusunda tek bir sebep yoktur. Bu olay çoğunlukla birçok nedene bağlı olabilir. En önemli nedenlerden biri çoğul gebelik, ,Rahim içi ve dışı enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, amniyon sıvısının fazla olması, rahmin yapısal anormallikleri, rahim iç tabakası içine kanamalar, genetik faktörler, doğumu başlatan fizyolojik mekanizmaların erkenden tetiklenmesi erken doğumun en sık rastlanan sebepleri arasındadır.”

KİMLER RİSK ALTINDA?
Erken doğum konusunda bilinmeyen birçok etken olduğu için bütün anne adayları bu riskler açısından değerlendirilmelidir. Ancak bazı hamilelerin bu durumla karşılaşma riski çok daha yüksek olur.
Yaşı 17’in altında, 35’in üzerindekiler
Birden fazla bebek bekleyenler
Daha önce düşük, ya da erken doğum yaşayanlar
Bazı sistemik ve enfeksiyon hastalığı olan gebeler
Düşük kilolu anne adayları
Sigara kullananlar
Hamileliğinde vajinal kanama sorunu olanlar
Stres altında ve yoğun çalışma şartları altında yaşayanlar
Düşük sosyo ekonomik durumda olan hastalar.
Bu risk faktörlerini önceden tespit etmek ve gerekli önlemleri almak çok zor değil. “Anne kilosunun ve yaşının ideal aralıkta tutulması, çalışma şartlarının uygun olması, iki gebelik arası geçen sürenin 1 yıl üzerinde olması, sigara ve diğer kötü alışkanlıklardan uzaklaşılması ve olası erken doğum eyleminin; bel-kasık ağrısı, vajinal akıntı miktarında artış, su gelmesi, vajinal kanama gibi öncü belirtilerinin hasta tarafından erken fark edilmesi ve doktora başvurulması erken doğumu engellemede önemli ölçüde rol oynar.”


Logged

EVLAT KOKUSU CENNET KOKUSU GİBİDİR. ( cennet kokulu kızım benim )
aslım
Yönetici
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 626



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : 07 Mayıs 2009, 15:31:58 »

Doğum çantası


Gebeliğinizin son ayına girdiğinizde, artık doğum için bir takım hazırlıklar yapmanız gerekmektedir.

Daha önceden hazırladığınız çantanızda sizin ve bebeğinizin ihtiyaç duyacağı şu malzemeler bulunmalıdır:

Sizin için: 2 adet gecelik (pijama değil),iç çamaşırı, terlik, yüz havlusu, çorap, tarak, hasta bezi (eczanelerde bulabilirsiniz), deodorant,diş fırçası ve diş macunu.

Bebeğiniz için: Zıbın, başlık, bebek battaniyesi, bebek havlusu, çocuk bezi, biberon ve mama. Kordon kanı alınacaksa,ilgili malzemeyi beraberinizde getirmeyi unutmayın.

Ayrıca fotoğraf makinesi ve varsa video kameranız da yanınızda bulunsun. Deneyimli yakınlarınızın önereceği malzemeleri de çantanıza ekleyebilirsiniz.

Doğum yapacağınız kliniği daha önceden görün; bu sayede nasıl bir yere gideceğinizin ve nasıl karşılanacağınızın tedirginliğinden kurtulmuş olursunuz.

Eğer bu hazırlıklarınız tamamsa, doğum başladığında neler yapacağınızı eşinizle önceden planlayın. Örneğin, doğuma giderken beraberinizde götüreceğiniz kişiyi, hastaneye nasıl ulaşacağınızı, evdeki çocuğunuzu kime bırakacağınızı planlayın.

Logged

EVLAT KOKUSU CENNET KOKUSU GİBİDİR. ( cennet kokulu kızım benim )
aslım
Yönetici
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 626



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #6 : 07 Mayıs 2009, 15:33:00 »

DOĞUM SONRASI SEZERYAN BAKIMI

Yardıma Gereksinim Duyma. İlk hafta için yardım sağlamak en iyisidir; eşinizden, annenizden ya da bir akrabanızdan yardım isteyin. İlk haftada hiçbir kaldırma işinin (bebek dahil) veya ev işinin yapılmaması uygundur. Bebeği kaldırmanız gerekirse, onu önce beliniz hizasına kadar kaldırın; bu durumda karnınızı değil, kollarınızı kullanın. Eğildiğinizde belinizle değil, dizlerinizi kullanarak eğilin.

Az Miktarda Ağrı Hissetme. Eğer bir yerinizi incittiyseniz, ağrınızı hafifletme gereksinimi duyabilirsiniz. Ancak emziriyorsanız hekiminiz önermedikçe ilaç kullanmayın.

Kademeli İyileşme. Yaranız ilk birkaç hafta acı verebilir ve hassas olabilir Ancak zaman içinde düzelecektir Hafif giysiler giymek sizi rahat ettirecek, yaranızı tahrişlerden koruyacaktır. Arada sırada yara bölgesinde oluşan seğirmeler ve kısa süreli ağrılar normaldir ve ilerde iyileşecektir. Bunu kaşıntılar izleyebilir. Yaranın etrafındaki hissizlik daha uzun sürede olasılıkla da aylar sonra düzelecektir. Yara dokusundaki kitle oluşumu zamanla azalacaktır ve yara önce pembe, sonra mor renge dönüşerek iyileşecektir. Ağrı kalıcı hale gelirse, kesi yerindeki alan koyu kırmızı olursa veya kahverengi, gri, yeşil, sarı akıntılı bir hal alırsa hekiminize haber verin. Bu durumda yara mikrop kapmıştır (az miktarda açık renkli sıvı normal olabilir ancak bunu da hekiminize haber verin).

Cinsel İlişki İçin En Az Dört Hafta Bekleyin. Yaranızın ne kadar iyileştiğine ve rahim ağzının ne zaman normale döndüğüne bağlı olarak, hekiminiz normal cinsel ilişkiye girmenizi 4 ile 6 hafta geciktirmenizi önerebilir (farklı sevişme şekillerine her zaman izin verildiğini unutmayın). Vajinal yolla doğum yapanlara kıyasla sizin cinsel ilişkiye başlamanız muhtemelen daha rahat olacaktır.

Ağrınız Geçer Geçmez Alıştırmalara Başlayabilirsiniz. Perinenizin kas dokusu büyük olasılıkla henüz tam olarak eski haline dönmediğinden, Kegel Alıştırmaları'na başlama ihtiyacınız olmayabilir. Bu nedenle karın kaslarını güçlendirmeye yoğunlaşın. 'Yavaş ve düzenli' sözünü özdeyişiniz haline getirin. Programa kademeli olarak başlayın ve her gün devam edin. Eski halinize gelinceye kadar, bunu aylarca sürdürmeyi göze alın.
Logged

EVLAT KOKUSU CENNET KOKUSU GİBİDİR. ( cennet kokulu kızım benim )
aslım
Yönetici
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 626



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #7 : 07 Mayıs 2009, 15:33:39 »

PERİNE AĞRISI- DOĞUM DİKİŞ AĞRISI


PERİNE BÖLGESİNDE AĞRI

Üç kilo yüz gramlık bir bebeğin perineden hiçbir hasara yol açmadan geçmesini bekleyemeyiz. Bebeğin doğumu sırasında perinenin bütünlüğü korunmuş olsa da bu bölge gerilmiş, berelenmiş ve genellikle travmaya uğramıştır. Tüm bunların sonucunda yaşanan hafif veya yoğun rahatsızlık duygusu normaldir.

Bütün doğal doğumlarda yaşanan bir durum olan perinenin acıması, eğer bu bölge yırtıldı veya cerrahi olarak kesildiyse daha da artmaktadır. Bütün taze yaralar gibi epizyotominin veya yırtığın iyileşmesi de zaman alır. Bu genellikle 7-10 gün arasında değişir. Bu dönemde yaşanan tek başına bir ağrı yaranın mikrop kaptığına dair bir belirti değildir.

Bakımı iyi yapılmazsa perine mikrop kapabilir. Hastanedeyken hemşire günde az bir kez perinenizi mikrop kapma açısından kontrol edecektir. Ayrıca loğusalık döneminizde perine bakımı ve hijyeni açısından da size bilgi verecektir. Böylece hem tamir edilen bölge, hem de genital bölge enfeksiyondan korunmaktadır. Bu yüzden epizyotomisi, yırtığı olmayan loğusaların da aynı önlemleri alması gerekmektedir.

Perinenin on günlük bakım planı:

Hijyenik bağınızı en az 4-6 saatte bir değiştirin. Öne veya arkaya kaymasını önleyin.

Bağınızı önden arkaya doğru değiştirin; böylece kalın bağırsaklardan gelebilecek mikroplardan kaynaklanacak enfeksiyonu önleyebilirsiniz.

Dışkılama ya da idrar boşaltımından sonra perine üzerini ılık su (veya hekiminizin önerdiği antiseptik bir solüsyon) ile temizleyin. Gaz bezi, tuvalet kağıdı, hastanelerdeki hijyenik bezle yine önden arkaya doğru kurulayın.

Perine bölgesindeki yara tamamen iyileşmeden elinizi bu bölgeye sürmeyin.

Eğer bir yırtığınız oldu ve bu tamir edildiyse rahatsızlığınız daha da fazla olacaktır. Doğum yapan anneler aşağıdaki önerileri uygulayarak rahatladıklarını bildirmişlerdir.

Ilık oturma banyoları, sıcak kompresler veya ısı lambası kullanma.

Yara bölgesine üstüne soğuk alkol dökülmüş steril bir gazlı bez veya içine buz parçaları konmuş ameliyat eldiveni uygulayın.

Krem veya sprey şeklindeki yerel anestezikler ya da hekiminiz tarafından önerilmiş hafif ağrıkesicileri kullanabilirsiniz.

Yaralı olan bölgenin gerilmemesi için uzun zaman ayakta kalmayın veya oturmayın. Bir tarafınıza yatmak veya şişirilmiş yastığın oturmak ağrının azalması ve yaralı yerin korunması için yararlı olabilir.

Kegel alıştırmalarının doğumdan sonra mümkün olduğunca sık yapılması kan dolaşımını hızlandırarak hem yaranın çabuk iyileşmesine hem de kas gerginliğinin gevşemesine yardımcı olur. Bu alıştırmaları yaparken bu bölgenin duyarsızlığından dolayı kendinizi alıştırma yapıyormuş gibi hissetmeyebilirsiniz; telaşlanmayın. Doğumdan birkaç hafta sonra duyarsızlık ortadan kalkacaktır.


Logged

EVLAT KOKUSU CENNET KOKUSU GİBİDİR. ( cennet kokulu kızım benim )
aslım
Yönetici
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 626



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #8 : 07 Mayıs 2009, 15:34:24 »


LOHUSALIK DÖNEMİ

Doğumdan sonraki 6 haftalık (42 gün) döneme lohusalık dönemi denir. Bu dönemde, vücut tekrar gebelik öncesi haline döner.

Tromboflebit (Toplardamar İltihabı)

Toplardamarların pıhtı ile tıkanmasıdır. Özellikle bacaklarda çoğu kez kramp, şişme, kızarma, hafif ateş ve hassasiyet görülür. Bu durumda:
Mutlaka doktor gözetimine girin.
Doğumdan sonra erken hareket edin, fakat 6 hafta ağır işler yapmayın.
Ağrılı bacağı yastıklarla yükselterek istirahate alın.
Ağrılı bölgeye sıcak havlu ile pansuman yapın.
 

Kabızlık

Lohusalıkta karın ve boşaltım kaslarının aşırı gerilip esnekliğini kaybetmesi sonucu kabızlık oluşur.
Bol sıvı alın.
Bol sebze, meyve, kepekli ekmek, kuru erik ve kayısı yiyin.
Yeterince hareket ederek, bağırsaklarınızın çalışmasını sağlayın.
Her gün aynı saatte tuvalete çıkma alışkanlığı edinin.
Eğer ayağa kalkamıyorsanız yattığınız yerde kol ve bacaklarınızı hareket ettirin, sık sık pozisyon değiştirin.
 

Lohusalık Humması

Doğum kanalının iltihaplanmasıdır. Doğumdan 24 saat sonra yüksek ateş, karnın alt kısmında ağn ve hasasiyet, başağrısı ve kokulu akıntı gibi belirtiler verir. Bu durum ciddidir, görüldüğünde hemen en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.

Dış Üreme Organlarının Temizliği (perine bakımı)

 

Lohusalık döneminde dış üreme organlarının bakımı şarttır.
Doğum sonrası dış üreme organlarını kuru ve temiz tutun.
Tuvaletten önce ellerinizi mutlaka yıkayın.
Her tuvalete gittiğinizde antiseptik solüsyon kullanın.
Tuvalet temizliğini, mikrop bulaşmasını önlemek için üreme organlarından makata doğru yapın.
Her tuvaletten sonra ellerinizi mutlaka yıkayın.
Eğer pamuk kullanıyorsanız gazlı beze sarın ve mümkünse hazır pet kullanın.
 

Doğan Bebeğiniz İçin Neler Yapabilirsiniz?

Dünyaya gözlerini açan bebek her yönüyle anneye muhtaçtır. Bebekler hızlı bir büyüme ve gelişme içinde olduklarından sağlıklı olarak büyüyüp gelişmeleri iyi bir bakımla sağlanır.Bu bakım:

Göbek Bakımı:
Bebeklerde yeterli göbek bakımı yapılmaması ölümle sonuçlanabilecek hastalıklara neden olabilir. Bunu önlemek için:
Bebeğe mikrop bulaştırmamak için elerinizi yıkayın.
Mersollü veya alkollü bir pamukla göbek kordonunu ve çevresini iyice silin.
Göbek kordonunu içine alacak biçimde hazır sargı bezi veya ütülenmiş bir bez ya da tülbentle göbeği sarın.
Göbeğe kesinlikle lokum,hamur,pudra gibi şeyler koymayın.
Bebeğinizi, göbeği düşünceye kadar silerek temizleyin ve göbeği düşdükten sonra banyo yaptırın
Eger göbek ve çevresi kızarık, şiş ve göbekten akıntı geliyorsa en yakın sağlık kuruluşuna, başvurun.

Doğumdan sonraki 3-4 gün boyunca pıhtılı kanamanız olacaktır. Daha sonra kanama miktarı azalacak, geçen günlerle birlikte rengi açılarak, yerini sarı-beyaz renkli bir akıntıya bırakacaktır. Bu akıntı ise hemen hemen lohusalığın sonuna kadar devam edecektir.

Doğum sonrasında dikkat edilmesi gerekli hususlar şu şekilde özetlenebilir:

• Rahim Masajı: Karnınıza bastırdığınızda rahminizi hissedebilirsiniz. Doğumda göbek hizasında olan rahminiz, hergün 1-2 cm kadar küçülür ve 2. haftada ele gelmez olur. İlk günlerde daha sık olmak üzere, günde 8-10 kez rahim tepesine biraz kuvvetlice yapacağınız, 20-30 sn süreli ovma hareketi, rahminizin küçülmesini hızlandırır. Bu sayede hem kanamanız az olur, hem de enfeksiyon gelişme riski bertaraf edilmiş olur. Bu masajlar esnasında bir miktar ağrı hissedebilirsiniz ve siz masaj yaptıkça rahminizin sertleştiğini hissedersiniz.

• Ağrı: Doğum ve sezeryan sonrasında, dönem dönem ağrı hissedebilirsiniz. Çok şiddetli olmadıkça, size reçete edilen ağrı kesicilerden günde 3-4 kez alabilirsiniz. Doğum sonrası dikiş yerlerinizdeki ağrı, özellikle oturduğunuz zamanlarda sizi rahatsız ediyorsa, reçetedeki kremi dikiş kenarlarına sürebilirsiniz. Sezeryan sonrasında ise, birkaç hafta boyunca dikiş köşelerinin biraz daha üst kısmında ağrı hissedebilirsiniz.

• Ateş ve Terleme: Doğum sonrasında hafif ateşiniz olabilir. Ayrıca bol terleme ve sık sık idrara gitme ile vücudunuzda biriken suyu atarsınız. Eğer 38 ° C üzerinde ateşiniz olursa önce göğüslerinizi yoklayın. Göğüslerde süt birikmesi (göğüslerin aşırı sert ve hassas olması ile anlaşılır) ateşe neden olabilir. Böyle bir durumda göğüslerinizi yumuşayıncaya kadar tirle (meme pompası) yardımı ve masajla boşaltın. 1 saat sonra ateş halen yüksek ise önemli bir duruma işaret ediyor olabilir.

• Yara Yerlerinin Bakımı: Normal doğumlarda yapılan dikişlerin iyileşmesinde iki hususa dikkat etmelisiniz. Temizlik ve kuruluk. Size reçete edilen tentürdiyot benzeri sıvıyı 1 lt. Pet şişe su ile karıştınız ve daima ağzı kapalı bir şekilde muhafaza ediniz. Her tuvaletten sonra temiz bir pamuğu bu su ile bolca ıslatarak, genital bölgenizi, önden arkaya doğru silin ve pamuğu atın. Bu uygulamaya bir hafta - 10 gün devam edin. Sık sık pet değiştirerek genital bölgenin temiz ve kuru kalmasını sağlayın.

Sezeryan sonrasında ise, günde bir kez temiz bir pamuk yardımıyla, bu solüsyonla yara yerini silin (solüsyonu sulandırmadan). Bir haftalık uygulama yeterli olacaktır.

• Beslenme: Lohusalık döneminde beslenme, gebelikdeki gibidir. Bol sıvı almayı ihmal etmeyin. Gaz yapıcı gıdaları yemeyin. Ayrıca, doğumla birlikte oluşan kanamanın getireceği eksikliği gidermek ve sütünüzün kalitesini artırmak bakımından, demir-vitamin haplarınıza en az 3 ay kadar daha devam etmelisiniz.

• Hareket: İster sezeryanla, isterseniz normal yolla doğum yapın, eve gittiğinizde kendinizi yatağa bağlamaktan kaçının. Şüphesiz istirahat edeceksiniz, ama uzun süre yatmanın damarlarda pıhtı oluşması gibi,bir takım riskleri de beraberinde getireceğini hatrınızda tutun. Kendinizi ne kadar çabuk yataktan kurtarırsanız, o kadar çabuk iyileşirsiniz. Normal doğumdan bir hafta sonrasından itibaren hafif egzersizlere başlayın ve özellikle karın kaslarınızı, kalça ve sırt kaslarınız kuvvetlendirici egzersizler yapın.

Sezaryen sonrası 6 ay boyunca, dikişlerinizi zorlayıcı hareketlerden ve ağır eşyaları (su dolu kova, ağır valiz, koltuk gibi) kaldırmaktan kaçınmalısınız. Ayrıca ilk birkaç hafta boyunca, öksürürken, doğrulurken ellerinizle dikişlerinizi destekleyin (Ama kolay kolay açılmayacak kadar sağlam olduğunu da bilin).

• Banyo: Normal doğumdan sonra eve gittiğinizde, sezeryan sonrasında ise 7. günde banyo yapabilirsiniz. Tüm lohusalık dönemi boyunca banyonuzu ayakta duş şeklinde yapın ve küvete ve havuza girmeyin.

• Cinsel İlişki: Lohusalık bir iyileşme dönemidir. Bu nedenle, lohusalığın sonuna kadar ilişki sakıncalıdır.

Logged

EVLAT KOKUSU CENNET KOKUSU GİBİDİR. ( cennet kokulu kızım benim )
aslım
Yönetici
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 626



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #9 : 20 Temmuz 2009, 14:31:34 »

önerilen ve tercih edilmesi gerekn normal doğumdur, normal doğumlar gündelik yaşama hemen dönebiliyorsun, epidural doğum ise modern doğum yöntemidir. doğumunuz ağrısız oluyor, sadece belden narkoz ile uyuşturuyorlar, hemen  hemen normal doğum gibi, sezeryanda ise genel anestezi alıyorsun, sonuç olarak bir ameliyat şekli, 1 hafta yatmak zorundasın, sezaryanda 2 gün hastanede yatıyorsun, normal doğumda aynı gün çıkma şansın çok yüksek ( bir problem yoksa )
Logged

EVLAT KOKUSU CENNET KOKUSU GİBİDİR. ( cennet kokulu kızım benim )
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

Bu Sayfa 0.629 Saniyede 19 Sorgu ile Oluşturuldu S 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 NBA - enbiey.com - omerguney.com