|
o_guney
|
 |
« : 04 Eylül 2006, 22:52:30 » |
|
Bir Müteşebbisin/Müessesenin Yönetim Kademesi İşlerine Katılan Üçüncü Taraf İşletmelerde Politika, Strateji, Taktik Başlığımızın, son üç kelimesini çağrıştıran başka üç kelime önerebilirsiniz. Aynı sırayla; amaç, teori, pratik. Bir yere kadar kabul edilebilirliği tartışmasız öneri olurdu bu. Tabi bir yerden sonra tartışırdık. Oraya da, felsefenin bize öğrettiği “nedenlerin sınıflandırılması” konusu dolayımında bu üçerli kelimelerin, “nedenlerin isimlerinden” olan hangi kelimeleri karşıladığını ararken girerdik. Eski adamlar bize oluşun (ve hatta bozuluşun?) dört temel nedeni olduğunu söylemiştir. Maddî neden, gaye neden, fail (etki) neden, suret (cismanî) neden. Böylesi bir tartışmaya sunulabilecek mütekabiliyetten en çok kabul göreni şu olabilir [1] :
Politika Amaç Gaye + Maddî (heyulanî) neden Strateji Teori Etki (fail) neden Taktik Pratik Cismanî (suret) neden
Bu kavramlar eski, fakat aletlerimizi hayatta eskimeden tutunduran şeyleri izaha imkân veriyor. Çünkü daha çok, “hiçbir şey olmayabilecekken neden bir şey var?” sorusundaki niyeyi/nedeni değil meydana çıkışın nasıllığını, varolmanın sebeplerinin ilişkilerini açıklamaya yarıyor.
Başlığımızın son kısmıyla ilgili bu mütekabiliyeti işaret ettik, zira bu cümlenin başı ve ortasını işgal eden [2] ifadelere tedahül eden, her iki müşahhasa teşmil olunabilecek anlamları ve etkileri vardır, o üç kavramın. Dolayısıyla şu sözü söylemeden önce yapılması zorunlu bir hazırlıktı, tamamlandı: Politika, strateji, taktik beşer cinsinin her yapıp etmesinde (ifade edilsin edilmesin) vardır; gereklidir, yerindedir, gerçektir, geçerli olandır. Bu incelemenin olay ismi yerinde “politika, strateji, taktik” varken objesi de “yönetim kademesi”dir. İncelemenin amacı ise eskiden var olmadığı halde “yönetim kademesini müşteri edinen üçüncü taraf”ın niye var olduğunu kestirmeye çalışırken tesbit ettiklerimiz ışığında bu işletmelerin politika, strateji, taktiklerini tartışmak / tartışmaya açmaktır.
Müteşebbis ve müessese eski ve eskimeyen bir şey. Yönetmek ve yönetim kademesi de öyle. Mezkur üç kavram (söylendi) onların eskimeyişleri ortada zaten. Yeni bir şey var şimdi; müteşebbis/müessese, yönetmek, politika, strateji, taktik meselelerine karışıyor. Bu yeni olanın mevkisi yeni değil aslında. Yönetim kademesine katılıyor ve yönetmekle ilgili bir çok şeye liyakati olduğunu söylüyor. Bu yerde doğurduğu yeni olan; o şeyin, yönetimin üçüncü tarafı olduğudur. Bildiğimiz bir mevkiyi ikiye çoğaltıyor. Gerçi bu mevkinin ikililiği de yeni sayılmaz. Fakat bu ikilik eskiden böyle değildi ve işbu format yeni. Şundan dolayı yeni: Yöneten ve yönetilen ve yönetime dışarıdan karışan diyoruz yönetimin taraflarını sayarken. Dün yönetime dışarıdan karışan sadece gerçek kişi iken, gerçek kişi kisvesinde karışıyorken şimdi bir müteşebbis/müessese kişiliğinde görüyoruz o tarafı. İşte yeni olan bu. Ölçme/denetleme şirketleri, falan-filan danışmanlığı şirketleri, araştırma şirketleri, sistem/proje geliştirme şirketleri, vs. vs. bu yeni durumun izlerini yakın geçmişten (yakın eskiden) bulabiliyoruz gibi. “Acaba” demek tedbirini kullanarak aşamaları şöyle sıralayabilir miyiz? Standart vaz eden kamu ve/veya meslek kurumları [3] , yüksek tahsilde “ana bilim dalı / kürsü” ihdası, bilim/teknoloji vakıfları, bilim adamlarının ticarî teşebbüse soyunmaları, hükümdar akademileri, alim ve sanatçıların hükümdarlardan himaye aramaları, filozofların talebeleri, hikmeti arayanlar. Farkedileceği gibi bütün bu sıralamada yer alan gerçek kişileri; bir, yönetim işi ve iki, işletme mefhumlarıyla ilişkilendirdiğimizde “dışarıdan katılan” tasvirine anlamlı bir açıklama getirmiş olmuyoruz. Olsa olsa, bu gerçek kişiler “operasyonel araştırma” işi yapan “profesyonel işçiler” olabilirler. Matematiksel ve mantıksal aletleri keşfetmiş yahut keşfetsin diye memur edilmişliklerinden bahseder kalırız. Bir de müteşebbisin rekabet çekişmesinde enteresan cihazlar düşünmek için çalıştırdığı, belki bu maksatla sübvanse ettiği kişiler olabilir bunlar. Yönetmekte becerikli ve geçmiş-bugün-gelecek okuması isabetli adamlardan hep istifade edildiğini biliyoruz zaten. Yani böylesi marifeti haiz adamlar artık (bir ortak akıl mı denir, ne denir bilinmez) bu marifetimizi müesseseleştirelim mi dediler de mahiyette sıraladığımız geçmiş aşamaları yaşayan adamların fonksiyonuna benzer hizmeti satmaya/ticarîleştirmeye koyuldular? Bu soruya evet demek için meslekten yani ustasından icazet almanın şart sayıldığı dönemlerde yaşıyor bulunan bir meslekten söz edebilmeliyiz. Oysa böyle bir şey; yönetmek, danışmanlık etmek daha daha akıl satmak işi için varid değil. Aksi halde Köprülü sülalesi bu yeniliğin ilk örnek işletmesini açardı.
Böylesi işletmelerin açılmasının hemen öncesinde, gerek Birleşmiş Milletler Teşkilatına üye ülkelerin hepsinde gerek ikili gerek bölgesel gerek asal bir veya iki konuda müşterek/müttefik ülkelerde “geçerliliğinin kabulü” anlaşmalarıyla yürürlüğü kuvvetlendirilmiş “standart” anonsları göze çarpıyor. Bir şeyin standart olması münazarasını yapan ülkeler içinde teklif ediciliği baskın yahut tercihi etkilemesi güçlü olanların hangileri olduğunu seçmeye çalıştığımızda; bugün tartışmasız yerleşmiş bulunan üniversite öğretimini vazeden ülkeleri görüyoruz. Biliyoruz ki üniversite öğretiminin bugünkü yapısını en önce kurmuş ve oturtmuş ülkeler asal beş bilim dalını diğer ülkelere dayatmış, kabul ettirmişlerdir: Tarih, ekonomi, politika, sosyoloji, antropoloji. Yüksek tahsili bu yapıya tahvil ve tebdil etmede belirleyici ülkelerde olup biten, yapılan bozulan (neredeyse) her şey diğer ülkelere sirayet ediyor, ihraç ediliyor, dayatılıyor. Bu bakımdan belirleyici olan ülkeler kendi içinde yaşadıklarından doğan sonuçların belirleyici olanlarını üniversite eğitim-öğretim müfredatına alıyor ve işleyişin standartlaştırılması akabinde veya hemen beraberinde diğer ülkelere ihraç ediyor, dayatıyor. Kısaca akıl satan işletmelerin açılışı furyasının öncesinde bu süreç var. Bu işletmeler, aslında şu belirleyici dediğimiz ülkelerin işletmelerinin başından geçenler sonucunda standartlaşmış aklı satıyorlar diyebiliriz. Standart, model, yöntem ve benzer başka her ne ise paylaşıma açılmış ve hatta dayatılmış, bu niçin? En kestirme cevap, başarı için. Çünkü başarısızlığa götüren aklı satmaya kalkışmak abes. Peki başarıya götüren aklı başkasıyla paylaşmak ve giderek dayatmak akıllı işi mi? Bu soruya, kime sorulduğuna bağlı iki seçenekli bir cevap bulunacaktır. Evet ve hayır. Evet cevabını kimler hayır cevabını kimler verir tartışmasına girilmesi şu durumda anlamsız. Zira başarmaktan ne anlıyor, şu belirleyici dediğimiz ülkeler ve o ülkelerin işletmeleri ve o işletmelerde çalışmak için üniversite öğretimini tamamlayan insanlar; bu sorunun cevap bulması lâzım.
Üniversitelerde yaşanan bu yapısal değişimin ilk gözlendiği ülkelerde aynı tarihlerde papanın oturduğu şehirle bağların koparılma mücadelesini de gözlüyoruz. Daha önce “yüksek peder”in iki, üç, beş yapıldığını. Böyle başlayan bir iş devlet daha doğrusu ülke temsilcisi sayısını 10’dan 200’e çıkarttığı için sözümüze katıyoruz. Bu süreci yaşayan ve giderek kendinden başka olanlara da zorla veya değil yaşatan belirleyici ülkelerin geçmişi olduğu için sözümüze katıyoruz. Ve gariptir, bu şekilde ülke sayısı çoğalıyorken ülkelerarası ve bir ülke sınırı içinde cereyan eden standart/model sayısı azalmaktadır [4] . Konumuz dolaylı olabilse de direk olarak ekonomi politik değil ve bu kadar telmihle kısa keselim. Bugün dünya egemen olan ülkelerin standartlaştırdığı aklın, onların başarmaktan ne anladıkları istikametinde vardıkları aklın ticaretini yapan ve bu ticaretlerine müteşebbislerin/müesseselerin yönetim kademesini müşteri edinen işletmeler vardır. Bu durum, yeni bir durumdur. Tabi eski bir politikanın günümüz şartları için inşa ettiği bir stratejisinin taktik araçlarından biri olarak piyasada müesseseleşmiş akıl satıcı/öğreticiler vardır.
Mezkur eski politikayı aynıyla benimseyenler ve hiçbir bilinen politik geçmiş olabileceğine ihtimal vermeyenler böylesi işletmeler açarak dünya egemen ülkelerin istediği işletme olmayı öğreteceklerdir. Bir yandan üniversiteler diğer yandan üçüncü taraf işletmeler bu değişimi tamamlama yolunda para kazanarak çalışacaklardır. Giderek standart yönetilip yönetilmediğini ölçen ve denetleyen ve onları karnelendiren işletmelerin açıldığını ve çoğaldığını gözleyeceğiz. Yok eğer malum dünya egemen ülkelerin anladığı gibi anlamıyor, ben başarıyı başka içerikle tanımlıyorum diyen varsa, bu kimseler mezkur dayatmanın gerçeklerini tastamam görerek; başka şeyleri aynı kisve içinde yahut maniple ederek yürütmeye çalışacaklardır.
Bir soru belirmişti: Standart akıl yerleştirme ve ihracı için akıl satan işletmelere niçin ihtiyaç duyulmuştur?
Yönetme, organizasyon kurma, ölçme ve değerlendirme, karar alma başlığında vazedilen model, sistem ve standartlar işletmelerde kullanılmak için bir kere. Bu standart işleyişe ilişkin dünya çapında yaşanan değişime gerek öğretici gerek profesyonel işçi gerek operasyonel araştırmacı olsun herhangi kişi karışacak ve takılacak olursa olsun onların gerçek kişi hüviyetiyle mesai sarfetmeleri alternatif model önerilmesi ihtimalini kuvvetlendirirdir. Alternatif model önerilebilirliğini azaltan en etkili kanal bu kişileri işletmeciliğe zorlamaktır. Çünkü onlar da bir işletme olarak mezkur standartları cari kılmak zorundadırlar. Yoğurt yiyişi bakımından hür olan hür irade ve hayal gücü kullanacaktır ki bu standartlaşmanın önündeki en büyük engeldir. Bu durumda standart belirleme konusu uzun süren tartışmalara gömülür, belirleyici olmakta ısrara alışmış olana zorluk çıkar. Nitekim Türkiye’de belirleyici olmak isteyenler, finansal sermayenin hareketine ilişkin standartları oturtmak için çabalarken son iki hamlesi arasında 25 sene kaybetmiştir. Basel-I toplantısı 1980’de Basel-II toplantısı 2005’te yapılmıştır.
Standart akıl, model ve sistem öğreticiliği işini bir işletmecilik faaliyeti olarak sürdürmeye soyunmuş tüzel kişilerin, başarıdan anladıklarının ne olduğu onların politikasını, amaçlar üstü amacını tayin eder. Sonra bu amacın yaşadığımız bu çağın verili şartları dolayımında gerçekleştirilmesini planlamaları söz konusudur. Bu plan çizimine strateji diyelim. Yani “politik amacın yani varlık sebeplerinin doğurması beklenen sonuçlar hangi tali amaçların tecellisi ile mümkün olur, bu çağda?” sorusuna cevap bulmaya bakılmalıdır. Asal amacı imkân dahiline alan karar yapıcılığa azmedilmelidir. Bu noktada, kullanacağınız araçların seçimi, icat edilmesi işi hata kabul etmez yaklaşımla yürütülmelidir. Aksi halde büyük amacın araçları mesabesinde sayılan “tali amaçlar ve bu tali amaçları işleterek varılan sonuçlar” arzu edilmemiş yeni durumlara gebe kalır. Stratejiyi inşa ederken şu silsilede dört aşamayı çalıştırmak işe yarayabilir:
1 Bakış ve ilkeler Problemi tanımla:
doğru soruyu bul amaç belirle kuralları sapta 2 Gerçekleri bul Problemi analiz et:
kararın geleceğini tasavvur et işi harekete dönüştüren zaman ve karar değiştirebilme hızını düşün kararın diğer girdi ve fonksiyonlara etkisini ölç tahmine müracaat nisbetini tayin et 3 Bu ya da bu dememek için Değişik yollar geliştir:
hayal gücünü zorladın mı? hiçbir şey yapmamayı düşündün mü? bir çözüm ile yetinme 4 Uygulamaya geçmeden önce En iyi çözümü bul:
riski hesapla ne kadar iş o kadar çaba tasarla zamanlama ve takvimi çıkar kaynakların sınırlanacak, zorlanacak, devreye alınmayacak olanlarını belirle
Artık teçhizatı kuşanıp piyasa edebilmek imkânları somutlaşmıştır. Zihninizde halledemediğiniz elinizden gelmez düsturunu terketmezseniz acele etmemiş olursunuz. Şimdi taktik safhada güvenle iş işleyebilirsiniz. Uygulama gün be gün yeni veriler getirdikçe hep geri bakıp strateji safhasında sabit kabul edilenleri tekrar muhakeme lüzumu vardır. İlkeler, gerçekler, modeller, sonuçlar şu terazide sürekli sınanmalıdır:
İlkeleriniz konusunda yeni bir modeli benimsediğiniz zaman, gerçeği size ait yeni bir noktadan algılarsınız. Ya da gerçeği, yeni bir durum karşısında farkettiğiniz gerçeği size ait noktadan algılamakta kusurunuz yoksa vazedeceğiniz yeni model ilkelerinizi yaşatmaya katkı sağlayacak ve dahi öldürmeyecektir. Ya da ilkelerinizin öldüğünü ya da en azından yaşama alanının daraldığını farkettiyseniz şunu da farketmişsiniz demektir; gerçekleri düşmanınızın nazar noktasından algılıyorsunuz artık.
Bu sınamadan girdiği gibi çıkan kararlar yahut çıkan yeni yetkinlik önermeleri ileride kullanabileceğiniz standartlar halini alacaktır.
Bir standart nasıl neşet eder? 1 Zaten yapılan işin tahliline dayanarak 2 O işle ilgili değilse bile zaten görülen oluş-bozuluşun tahliline dayanarak 3 Hem yapılan hem görülenlerin tahliline dayanarak
Ehem yüklenen ve daha daha tek önemli görülen şey başarı olup da bu başarının ne tür bir iş-oluş neticesi kazanıldığına bakılmıyorsa o başarının insan için değil beşer, müessese için değil tezgah için teklif edildiğini görebilmek gerek. Ama denebilir ki, başarı için her yolu mübah gören biri ile kariyer, gelişim, iletişim, kalite, teknoloji, verimlilik edinim ve hedeflerini gözeten biri arasında fark yok mudur? Yani şu söylenecektir; bir profesör-bilim adamı ile mafyanın avukatı aynı kefede değil. Zaten aynı kefede değil karşı kefede bulunduklarını konuştuk buraya kadar. Fakat bu soruyu soran hâlâ aynı teraziden bahsettiğimizi sanmaktadır. Burada başka bir teraziden bahsediyoruz. Anlaşmayı kolaylaştıracak bir soru: Başarılı olmak, başarmak için uğraşmak “güçlü olmak ve güç kazanmak” için midir, “güçlükleri aşmak için midir”?
Okuyucudan yöneltilmesi beklenir bir soru var ki atlanmamalıdır: Başarıdan ne anladığı bakımından birini bir başkasından ayırıcı mihenk taşı var mıdır? Evet vardır. Tabi cevap hep tartışmalı olacaktır. Bu yazının müellifi bu sorunun açacağı tartışmaya cevap kabilinden şunu teklif eder: Başarıdan ne anladığınız, düşmanınıza [5] galip gelmeyi mi karşı durmayı mı gözettiğinizden anlaşılır. Ya da cevap kabilinden şu soruyu; “yeni aletlerin yaptığı şey, başarıyı herkesin gerçekleştirebileceği konuma getirmek midir?
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Yani bu tartışmanın biteceği yok. Bu da tartışılır mı / tartışılmaz mı tartışmasını başlatacaktır değil mi?
[2] Başlığın önünde; “müteşebbis/müessese”, ortasında ki iki parçadır; “yönetim kademesi”, ve “yönetim kademesi işlerine katılan üçüncü taraf” vardır.
[3] Bunların meydana çıkışı meslek loncalarına, falan-filan çarşısı ustalar konseyine kadar götürülebilir. Fakat bunlara, “usül” hakkında konuşurken mi zikredilmeli diye biraz daha dikkat edilmelidir.
[4] Oran kastedilmektedir.
[5] Problemlerinize, rakiplerinize, vb. kelimeleri koyabilirsiniz buraya. Tahsin Yılmaz
|